2 Nisan 2009 Perşembe

Hayatımızdaki "ŞEY"ler....



Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

İki şey "kalitesiz İnsan" ın özelliğidir :
1-Şikayetçilik.
2- Dedikodu.

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :
1- Bakış acısını değiştirmek.
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek.

İki şey yanlıs yapmanı engeller :
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek.
2- Hak yememek.

İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (laf kalaba
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı "nitelikli insan" yapar :
1- İradeye hakim olmak.
2- Uyumlu olmak.

İki şey "ekstra değer" katar
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak.
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.

İki şey geri bırakır:
1-Eğitimsizlik.
2- Cesaretsizlik.

İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli Cevre
2- Biraz Delilik

İki şey ömür boyu Bosa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak.
2- Sevdiğin işi yapmak.


İki şey başarının sırrıdır :
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek.
2- Kendini güncellemek.

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanin sırrıdır :
1- Niyetin saf olması.
2- Ruhsal farkındalık.
İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çozümün parçası olmak.
2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, Orijinal, Farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek.

İki şey gelişmeyi engeller :
1- Aşırılık ( Abartı, İfrat, Tefrit).
2- Felakete Odaklanmış Olmak .
İki şey Çözüm Getirir :
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak) .
..................................................................

Telafi edemeyeceğimiz 4 "ŞEY":






.................................................................................................................


BABAM HER "ŞEY"İ BİLİR!


4 yaş: Babam her şeyi bilir.

5 yaş: Babam çok şeyi biliyor.

6 yaş: Benim babam, senin babandan daha çok şey biliyor.

8 yaş: Babam her şeyi bilmiyor olabilir.

10 yaş: Babamın gençliğinde her şey çok farklıymış.

12 yaş: Aslında, babam bu konuda hiçbir şey bilmiyor. Çocukluğunu anımsayamayacak kadar yaşlı.

14 yaş: Babama kulak asma, o artık çağ dışı kaldı.

• 21 yaş: Babam mı? Aman Tanrım! o hiçbir işe yaramaz

• 25 yaş: Babam bu konuda az da olsa bir şeyler biliyor. Ama o yaştaki insanın bu konuda bir şeyler bilmesi normal zaten.

30 yaş: Bu konuda babamın fikrini alsak iyi olur. O kadar deneyimli ki!

35 yaş: Babama sormadan hiçbir şey yapmasam iyi olacak.

40 yaş: Acaba babam bu konunun nasıl üstesinden gelirdi? Ne kadar akıllı ve deneyimli bir insandı.

50 yaş: Babamın yanımda olması ve bu konu hakkında fikir vermesini ne kadar çok isterdim. Onun ne kadar akıllı olduğunu hiç taktir etmemişim. Ondan çok şey öğrenebilirdim.


Ann Landers

31 Mart 2009 Salı

Ah,bu çocuklar !!!!




Önceleri hiç sevemediğim,ama dinlerken bile beni güldürebilen bu gençleri ,belki de çocuklarım seyrederken,farketmeden alışkanlık yaratan "çok güzel hareketlar bunlar" programını izlemekten hoşnutum artık...


Özellikle "Tabutçu" hayranıdır benim çocuklarım.


Çakıl'ım kardeşine ve kuzenine bir sürpriz yaparak tiyatroya bilet almış .


Eve geldiklerinde ağızları kulaklarındaydı ve her ikisi de,cümleleri birbirinin ağzından kaparak,hararetli şekilde başımı şişirerek bütün oyunları anlatmaya başladılar.


Ben de tenis maçını seyreder gibi,bir ona bir buna bakarken başım döndü adeta...Onlar o olayın çoşkusunu yaşadıkları için,aynı neşeyle anlatıyorlar,ama bana birşey ifade etmiyor ki...Ben seyretmeliyim ki anlayayım...



Nihayet bir hafta sonra,onların gittiği bölüm yayınlandı da gülebildim....





Eserin sempatikliği çok hoşumuza gider...Sırığım fırsatı kaçırmamış,birlikte fotoğraf çekilmiş...





Ama ben Büşra'nın,kocasından dayak yemiş,kadını canlandırdığı bölümlere çok gülüyorum...



Bir de Hepsi grubu ile yapılan bu dansı ve 2. bölümü kaçırmamalısınız...Muhteşem!Yılbaşı programında yayınlanmıştı...



Hele EROS'u mutlaka seyredin...


.....................................................................................................................

22 Mart 1994
O günü unutmam mümkün değil...
Çakılım,9 yaşındayken,bale kursunun sonunda,resitali için o akşam kızkardeşimle birlikte onu seyretmeye gitmiştik.Ara ara baktığımda,kardeşimin sancılarının başladığını anlamıştım.Belli ki uzun aralıklarla geliyordu.Bir ara gözgöze geldiğimizde bakışlarıyla' evet' dediğini hatırlıyorum ve bir tarafta kızımın gösterisi,diğer tarafta doğum zamanı gelmiş kardeşim!
Gösterinin sonuna kadar dayandı. Çektirdiğimiz resimde,kafasında meyve sepeti olan rokaçaça kızım,iki tarafında hamile kadın!Biri annesi,diğeri teyzesi...

Hastanede kendisini kontrol altında tutmaya çalışan kızkardeşim,benim yüzümün aldığı şekilden hemen anladı;
-"Sancım başladı deme Tülay abla!"
-"Maalesef başladı!"
Ortalık bir karıştı ki anlatamam.Tam televizyonluk!
Kızkardeşimin doğumunda bulunacak hemşire de,yaşça bizden küçük olan TEYZEMİZ!

Biz ailecek hastaneyi karıştırmaya başlamıştık birkere...
İki sancılı kardeş ve ne yapacağını şaşırmış kocaları ile başetmeye çalışan hemşire teyze!
Ayarlasak böyle bir sahne yaratamayız...

7 saat sancı çektikten sonra ilk doğumu ben yaptım.Üç saat sonra da kardeşim...

İşte 15 yıl once bize sürpriz yapan o iki bebek...

İki koca bebek!
Sırığım ve kuzeni..








Arkadaşları ve öğretmenleri bir sürpriz yapıp onlara bir doğum günü partisi hazırlamışlar.




İkisi de aynı huylara sahip,aynı aşamaları gösteriyorlar.Çok ilginç...

Hep aynı zamanda aynı duyguları yaşadılar.

Fotoğraf çekme isteği,
Gitar çalma isteği,
Diş fırçalamama isteği(!)
Veeee
Asabi,isyan durumları...

Galiba kızkardeşimin hamileliği sırasında ikiz olsun diye çok dua etmemizden ve ardından benim hamileliğimi öğrendikten sonra,"istermisin sen ikiz ben ikiz doğuralım" sözünden kaynaklanan bir isteğin sonucu,böyle bir sonuçla karşı karşıya kaldık sanırım...












İyi ki doğdunuz ikizlerimiz....











Bunlar da beşi bir yerde kuzenler...

Ablamın,benim ve kızkardeşimin çocuklarından oluşan bir yumak!

Seçim mi,geçim mi?

Uzun süredir biriken konular var...

Konuların hiç bitmediği olayları paylaşabilecek zamanı ayırmak da önemli ...

Önce,sondan başlayayım;Seçim den.....


Son zamanlarımdaki yorgunluğumun sebebini bahara yüklesem de,aslında çoğunluğu geçim adına yapılan, seçim kargaşasıyla geçti... Hani,belki belediye el değişirirse,belki iş olanaklarımız artar diye...Ne gezer! Yine aç kalmanın eşiğinde,eşinip duracağız mücadeleyle...

Saatlerin ileri alınmsının tam zamanıydı!

:-))





Oy verdiğim sandıkta,müşahit(gözetmen) olarak ,



Muhtaç olduğun kudret, elindeki oy pusulasında! diyerek çalışmaya başladım...


Değişik partiye gönül vermiş bir grup olarak,inanılmaz bir kaynaşma ve işbirliği içinde hareket ettiğimizi farkettim.


İlk olarak,tüm seçmenlerinin kullanacağı,zarf ve oy kağıtlarının mühürlenmesi gerekiyordu.Tam 310 adet! Saat 7.20....8'de oy vermeye başlanacak ve bir tane bile hazır değil!


Ve sadece bir mühür var...3 renk zarf(310 x 3)+4 adet tercih kağıdı(310x4)=2170 adet mühür!


Hemen yanımdaki bayan arkadaşla işbirliği yaparak birlikte mühürlemeye başladık.O ,sayfa yaparak açmaya,ben de stampa ve sayfa ritmiyle hareket etmeye başladık.8'e 5 kala bitirdiğimizde,çalışanlar"tamam"dediler,"kadro muhteşem"."sanırız ilk bizim oda teslim edecek "....

Sonrasında kalabalık grup girmeye başladı ,ama o kadar yavaş ilerlemeye başladı ki,saat 5'de 310 kişinin bitmesi mümkün değil...Hemen kurul başkanları(odada iki grup vardı),birer masa daha yaptılar...İkişer masa olunca daha hızlı ilerlemeye başladı.Görevli iki genç arkadaşımız da muhteşem bir hızla ve organize ile ,sıranın çabuk ilerlemesini sağladılar...Muhtarların kağıtlarını sürekli düzelterek,adilane bir seçim olmasını sağladılar odamızda...


Sonradan birşey farkettik.Aynı mahalleden,yaşlı olanlar ve özürlü olanlar karşı masadan oy kullanıyorlardı,orta yaş ve genç olanlar ise bizim masadan... Çok ilginç geldi hepimize...İçeriye giren seçmeni tahmin ederek ,kendi aramızda oyun oynamaya bile başladık.Yaş grubunu tahmin ederek,"size","bize" oyununu başlattık...Ama bunu şifreli hareketlerle oynadık ki,yanlış anlaşılmasın diye...Gerçekten çok ilginçti,sanki özellikle yapılmış gibiydi...


Bir de "bu saate kadar kaç kişi oy kullandı "oyununu başlattık.Her yarım saatte bir sayıp,kaç kişi kaldı diye karşılıklı iki masa arasında tatlı,diyaloglar gelişti...


Bir ara,densiz birinin sarfettiği provake sözleri oldukça gerginlik yarattı.Yanımda oturan "Derya" isminde çok şeker bir kızım vardı,O birden celallendi...Adam"CHP liler,Allah nedir bilmezler,bir de oy kullanırlar,Allahsızlar" diye başlayan sözleriyle ortaya bir ateş atıp gitti...Birden fırladı.Zor tuttum."Sakın!" dedim"Gaza gelme,amaçlarına ulaşırlar.Sakin ol.O dedi diye öyle mi olacaksın? Bırak,güvenlik halleder". Diğer arkadaşlar da beni destekleyince durakladı...Neyseki kimlik kontrolü ondaydı da,iş yaparak sakinleşti biraz...

Eşi ve kayınpederi de kendisi gibi partiden görevlilerdi.Sanırım onlar ilgilendiler ki,ortalık sakinleşti..."Siz onun neler söylediğini duymadınız da,onun için sakinsiniz "diyerek,rahatsızlığını dile getirdi... Aslında,hiç birimiz,odamızın gerginliğine müsade etmedik.Halbuki,hepimiz de kendi partimizin önde olmasını istiyorduk...

Özellikle,sandıklar açıldıktan sonra,yapılan işbirliği daha güzeldi.Önce bir masa, bir sandığı açıp okuyor.O tutanakları tutarken,diğer masa okuyordu.Bizim masada 1 başkan,iki genç ve 4 bayan vardık.Karşı masada toplam 4 bey vardı...Biz işimizi çok çabuk bitirip onlara da yardım ettik.Hele o zarfları tek tek açmak oldukça zaman alıyordu.İçinden üç adet uzun kağıtları düzeltmek inanılmaz dikkat istiyordu...

Çok çabuk bitirdik.Okulda sayım işlemini ilk bitiren bizim sınıf oldu...
Hatta resim bile çektirdik.Elime geçince sizlerle paylaşacağım...

258 kişi oy kullandı..

Bizim masanın sonuçları şöyleydi..Özellikle iki partiyi yazıyorum.En çok oy alan iki parti...

İl genel meclisi
CHP--101
AKP--89
Büyük şehir belediye başkanlığı
CHP--102
AKP--108
İlçe belediye başkanlığı
CHP--97
AKP--87
Belediye meclis üyeleri
CHP--98
AKP--91

Ben Kılıçdaroğlu'nun kaybettiğine gerçekten çok üzüldüm...

Ama geleceğin seçimlerine daha ılımlı ve umutlu bakmaya başladım...
En azından,CHP nin yeni lideri belli oldu diye düşünüyorum...Yanılmıyorum değil mi?

Öyle ya da böyle bir seçim daha bitti..
Herşeyin hayırlısı diyerek yaşamımıza devam edeceğiz mecburen...

İyi dileklerimle....

....................................................................................................................................


Genel belediye başkan sayısı,aşağıda belirtiliyor...

AKP(492)
CHP(183)
MHP(139)
DTP(58)
DP(40)
SP(23)
BĞMZ(16)
DSP(12)
ANAP(4)
BBP(4)
ÖDP(1)
EMEP(1)

İstanbul ilçelerindeki sonuçlar burada...

26 Mart 2009 Perşembe

Azim....



Bill Porter'in (1932) doğumu sırasında doktorlar pens kullanırken kazayla Bill'in beyninin bir kısmına hasar vermişlerdi.Bu hasar sonucunda da Bill'de beyin felci oluştu. Konuşma yeteneğini ve kollarıyla, bacaklarının kontrolünü etkileyen sinir sistemi bozukluğuydu bu.

Bill büyüdükçe insanlar onun zihin engelli olduğunu düşündüler.Devlet ve uzmanlar çalışamayacağı yönünde rapor bildirdiler.

Kurumlar sadece Bill'in ne yapamayacağını görüyorlardı.Yalnız bir kişi hariç o da annesiydi. Ona sürekli "Yapabilirsin! Çalışabilir ve bağımsız olabilirsin!" diyordu. Bill annesinin yüreğinden çıkan bu sımsıcak sözlere güvenerek hiç olmayacak bir işe, satış elemanlığına yöneldi.

Kendi durumunu özür saymayarak ilk önce Fuller Brush şirketine başvurdu.Fakat şirket satacağı malların numune kutusunu taşıyamayacağını söyleyerek onu geri çevirdi.Daha sonra Watkins şirketine'de başvurup aynı cevabı alan Bill bu sefer işi yapabileceğini söyleyip ısrar etti.Watkins şirketi Oregon'daki Portland bölgesinde çalışması şartıyla onu işe almayı kabul etti.Bu bölge kimsenin çalışmak istemediği tek yerdi.Bill buna aldırmadan verilen işi kabul etti.

27 yaşında ilk müşteri ziline basmadan önce cesaretini toplayana kadar 4 kere zile basmayı denemişti.Kapıyı açan Bill'in pazarladığı mallarla ilgilenmemişti ve diğerleride ilgilenmiyordu.

Ancak Bill'in hayatı onu güçlü olarak hayatta kalma yolları geliştirmeye zorluyordu.

Eğer müşteriler ilgilenmezlerse onların almak isteyebileceği bir ürün bulana kadar defalarca kapılarına gidiyordu.Bill ilk zil çalışından bu yana tam 38 yıldır pazarlama işine devam ediyor.

Satış bölgesine giderken her gün ayakkabılarını bağlatmak için bir ayakkabı boyacısında duruyordu, çünkü elleri bunu kendi başına yapabilecek kadar kıvrık değildi.Sonrasında bir otelde duraklıyor ve otelin kapıcısı gömleğinin düğmelerini ilikleyip kravatını bağlıyordu.Bu yardımlardan sonra satış için gereken en iyi görünümü aldığına inanıyor ve işine devam ediyordu.

Hava şartları nasıl olursa olsun her gün işe yaramayan sağ kolu arkada, ağır numune kutusunu çekiştiriyor ve bölgesindeki her kapının zilini çalıyordu.

Siparişlerini aldığı zaman kalemi tutmakda zorlandığı için sipariş formunu müşteriye doldurtuyordu.Günde 14 saat kapı kapı dolaşan Bill, eve migrenler ve zonklayan baş ağrılarıyla dönüyordu.Bir kaç haftada bir dağıtımları yapması için kiraladığı kadına direktifleri daktilo ile yazıyor sadece bir parmağını kullanabildiği için de bu basit iş bile 10 saatini alıyordu. Gece olupda dinlenmeye sıra geldiğinde saatini 04.45'e kuruyordu.

Yıllar geçtikçe Bill'e açılan kapılar arttı.24 yıl ve çalınan binlerce kapıdan sonra amacına ulaştı.Watkins şirketinin batı yakasında en üst düzey satış elemanı olarak tanındı.Artık en iyi satış elemanı olmuştu.Watkins şirketinde ev ürünleri satan 60 bin kişiye rağmen hala kapı kapı dolaşıp satış yapan Bill'in işini daha sonradan indirimli eşya satan dükkanlar zorlaştırsa bile o asla pes etmedi.

Değişen müşteri davranışlarına rağmen Bill kesinlikle şikayet etmeden çalışmasına devam etti. Basitçe yapabileceğinin en iyisini yapmaya devam etti.1996 yazında şirket milli geleneğini gerçekleştirdi.

Bu sefer Bill kapı çalmak ve insanları birşeyler satın almak için ikna etmek zorunda değildi. Çünkü bu defa ürün Bill'in ta kendisiydi.Şirket Bill'i Çalışma ve Teşebbüs Özel Başkanlar Ödülü'nün birincisi yaparak ona dikkate değer cesareti ve göze çarpan başarısı için para ödülü verdi ki, bu aynı zamanda gelecekte Bill'in sahip olduğu nitelikleri gösteren nadir insanlara verilen onur olacaktı.

Törenin sonunda Bill'in meslektaşları muhteşem bir alkışla ayağa kalktılar.Tezahürat ve gözyaşları 5 dakika sürdü.

Watkins Yönetim Kurulu Başkanı Irwin Jacobs çalışanlarına"Eğer bir insanın amacı olursa ve amacına ulaşmak için kalbi,ruhu ve zihnini ortaya koyarsa karşısına çıkacak fırsatları Bill temsil ediyor" demişti

.O gece Bill'in gözlerinde hiç acı yoktu.Sadece sevinç ve gurur vardı.

Bill'in daha sonradan filme çekilen hayatının fragmanınıda NYtimes'dan izleyebilirsiniz.


...................................................................................................

23 Mart 2009 Pazartesi

Hitap kirliliği !!!!!!!!

"HİÇBİRŞEY AYAĞINIZA GELMEZ;EN AZINDAN İYİ OLAN BİR ŞEY.hERŞEYİ GİDİP ALMANIZ GEREKİYOR." Charles Buxton

Mantığımın kabul edemediği,seçim için asılan flama çılgınlığı ile dolu sokakların görüntü kirliliğine
istemesem de zorunlu olarak alıştım artık.Bir çoğunuzun aynı fikirde olduğuna eminim...

Ama bizi yöneten ve yönetmek için yarışa giren siyasetçilerin mitinglerde ki konuşmalarını çocuklarıma dinletmeyi hiç istemezdim...
Yüreği,değerlerimizi korumak için atan bir kalp isterdim...Bağımsız,huzurlu bir Türkiye yaratan,kendi ayakları üzerinde duran bir ulus yaratan,yoktan vareden bir liderin peşinden gitmektense,tüm değerlerle alay edip,bizleri aşağılayan sözlerle dolu mitinglere şahit oluyoruz....

Artık her konuşmalarını şamataya çeviriyoruz evde...Hani derler ya;"Güleriz ağlanacak halimize" diye,aynen öyle yapıyoruz...Ağlamaktansa gülmeyi tercih ediyoruz..Çünkü gülünç durumdalar...

Çocuklar büyüklerini taklit ederlermiş ya!
Etmesinler!

Örnek alınacak büyük yok önlerinde....Hepsinden utandım...

Birbirinin kalemini kıskanan çocuklar gibi bağırıyorlar miting alanlarında....

Halbuki her birinden,bizlere yönelik projeler beklerdim...

Bir iki öneriyle,ağızlara bal çalıp,geri kalan zamanda,biribirlerine sürülmedik kara,ortaya çıkarmadıkları özel hayat kalmadı neredeyse....

Sadece,biraz olsun kibarlığı ve nezaketi ile Kılıçdaroğlunu daha çok sevmeye başladım ...Bana biraz "Ecevit"i hatırlatıyor...Siyasetin en temiz ismini...Dilerim yanılmam,ve oyum boşa gitmez...

Artık temiz bir yönetim istiyorum...
Trafiğe,otobüs bilet fiyatlarına,öğrenci ve öğretmenlere olabildiğince güzel olanaklar ve özellikle yurt sorunlarına(öğrenciler kiralık evler için yıpranmasın) çözüm bulunsun.Hele hele,metro ilk önce ele alınmalı ve iş alanları yaratılmalı...İstihdam yaratan bir belediye (özellikle hükümet)her zaman ayakta durur...El açtıran yardımları getiren bir yönetim değil ki istenilen,herkes çalışmaya hazır, bekliyor...Ev hanımları bile üretmeye hazır bekliyorlar....



Buyrun,Hacivat,Karagöz Oyunlarını dinlemeye;

Ya da,mahalle kavgasına!!!


Baykal, “Oy artırdılar, oy artışını taşıyamadılar... hak etmesini bilmek ve taşımak gerekir”;


Erdoğan da, “Çık, milletten uzlaşmanın notunu al. Biz bu notu aldık. Milletimiz bize 81 ilin 80’inde vekâletini verdi” dedi


Baykal, “Yüksek oyu, milleti koruyarak taşımak marifettir” dedi. “‘Ne oldum’ dememeli, ‘ne olacağım’ demeli. Senden büyük millet var” diye konuştu.

Kadir Topbaş, Kemal Kılıçdaroğlu için "boş teneke" yorumunda bulundu.



Kılıçdaroğlu, "Ben kimseye boş teneke demek istemem. Eğer Kadir Topbaş, beni eleştirmek için bu düzeye düşmüşse, zaten İstanbul gibi zarafet kokan bir kentte Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapamaz. Utanması lazım bu lafı kullandığı için" diye konuştu...


Baykal, “Oy artırdılar, oy artışını taşıyamadılar... hak etmesini bilmek ve taşımak gerekir”;

Erdoğan da, “Çık, milletten uzlaşmanın notunu al. Biz bu notu aldık. Milletimiz bize 81 ilin 80’inde vekâletini verdi” dedi
CHP lideri Deniz Baykal'ın düello çağrısına olumlu yanıt vermeyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ona "kırk fırın ekmek ye de gel" demişti.

Bunun üzerine Baykal dün "İktidar olmuşsun ama adam olamamışsın" diye yanıt vermişti.

İşte bu söz Erdoğan'ı çileden çıkardı. "Sana cevap verirdim ama terbiyem müsait değil" dedi.

Sezer, “Ağlanacak halimize güler olduk. Eğer işsizlik mevsim gereği ise AKP’nin mevsimi bitti, yalancı bahar bitti onlar için. Bitti de gidiyorlar da zorla onları ayakta tutan o kavgacı sorun üreten tavrıyla Baykal var, o da gidiyor hiç şüpheniz olmasın. Baykal Tayyip el ele haydi size güle güle diye konuştu.





..........................................................
Erdoğan: Yaşın 70 ama, siyasi etik bilmiyorsun.

Baykal: Henüz 70 olmadım, 68 yaşındayım ama 70 olsa ne fark eder? Yarın sen de 70 olmayacak mısın Tayyip Erdoğan?

Erdoğan: Geç kaldın Baykal, sür eşeğini Niğde’ye!

Baykal: Başbakan, Barzani’nin ağzıyla konuşuyor.

Erdoğan: Baykal senin kılavuzun karga.
Sen gel bu kılavuzu değiştir. Yoksa rezil olacaksın. Baykal bu tür ifadeleri kullanarak karakterinin gereğini yerine getiriyor.

Baykal: Beni bırakın herhangi bir vatandaşımızın karakteri, ahlakı, dürüstlüğü konusunda söz söyleyemeyecek olanların başında bizzat Başbakan vardır.

Erdoğan: Baykal, geç bu işi geç! Tayyip Erdoğan senin gibi iki koyunu güdemeyen bir lider değil.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.

EHLİKEYF ATIŞMASI

Erdoğan: Cibilliyetsiz bunlar! Dürüst değilsin. Biz sizin cemaziyelevvelinizi de biliriz

Baykal: Benim soyum sopum belli. Hakkımda dedikodu yapan bir zavallısın sen!

Erdoğan: Baykal ehlikeyif bir adamdır, yorgunluğa gelemez, başbakan olmak da istemiyor.


Baykal: Meyhaneye bile gitmem, ne ehlikeyfi! Benim kolumda 700 YTL tutarında kol saati varken, Erdoğan’ın kolundaki saatin değeri 60 bin dolar.


Erdoğan: Gelsin vereyim, 10 bin dolara fit olurum.

Baykal: İktidar olamazsam Rodos’a kadar yüzerim.

Erdoğan: Hayırlı yüzmeler Baykal!

Baykal: Başbakan’ın ipiyle kuyuya inilmez. Oğlunu burslu okuttuğun için ağlıyordun ama, gemi almış.

Erdoğan: Gemi var, gemicik var. Oğlumunki gemicik.

Baykal: Gemicikmiş! Al yakana tak bari çiçek niyetine.

KASIMPAŞALI-GAVURDAĞLI

Bahçeli: Neymiş Kasımpaşalıymış, ben de Gavurdağlıyım!

Erdoğan: Konu o dille konuşmaya gelirse ben daha iyisini kullanırım. Yetiştiğim yer buna çok müsait. Ama aldığım eğitim buna müsaade etmez. Bir defa diplomasideki saygıyı öğren. Partiler arasındaki saygıyı öğren. Yanına mafya kopuklarını toplamışsın, onlarla birlikte her tarafta konuşuyorsun.

Bahçeli: Erdoğan’ın siyasi eceli geldi.

Erdoğan: Bahçeli sen kendine bak kendine.

Bahçeli: Hain, alçak, siyasi terörist.

Erdoğan: Yemezler! İmralı’yı döşedin, sen assaydın o zaman!

Bahçeli: Allah’tan korkmaz adam, kalkıp niye MHP’ye hakaret ediyorsun! İp mi yok, al sana ip!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli.

RED KİT VE AT BİNMEK
Erdoğan: Bahçeli’nin iki özelliği var. Bir ip atar, iki iyi ip atlar. Halkın üzerine yağlı urgan atılır mı? Onların kirli çamaşırlarına ip lazım.
Bahçeli: Başbakan olmadan evvel ve olduktan sonra dünyayı aylak aylak dolaşan sen değil miydin? Başbakan gitsin Red Kit okusun.

Erdoğan: Bahçeli’de uçma korkusu var.

Bahçeli: (Erdoğan’ın bindiği atın huysuzlanması sonucu yere düştüğü sırada çekilmiş fotoğrafını göstererek) At adımına göre değil, adamına göre yürür.


Erdoğan: MHP’li kardeşlerimi tenzih ediyorum ama, yönetici kadrosu maalesef iftiracı. Allah’tan kork! Eline diline dursun!

Gökçek ise bir başka....



Yorum hepimizin....
................................................


Bedava laptop için yarışma....Neyse ki bu yarışma da okuma alışkanlığı ve dikkat ölçülüyor...Boşa kürek çekilmiyor yani...Beyin kirliliği yaşanmıyor.
Herkes bir yarış içerisinde...

Aslında olay şu:Seçmenlerin sonu....

İŞTE TÜRKİYE'NİN GERÇEĞİ!

Eniyisi bu resimlerle biraz gülümseyelim....

.......................................................................................
Daldan dala konduğumu farketmişsinizdir.....

Seçim öncesi stres deyin siz(!)....

18 Mart 2009 Çarşamba

Greenpeace

Bu sabah bana gelen bir maili sizlerle paylaşmak istedim...

NÜKLEER SUÇ17 Mart 2009

Greenpeace yasadışı nükleer ihalenin iptal edilmesini talep ediyor.
Sevgili Tülay ,
Bu sabah Ankara’da Kızılay Meydanı'ndaki gökdelene çıkarak yasadışı nükleer ihalenin artık durdurulması için eylem yaptık. Eylemimiz nükleer suça göz yuman Başbakan Tayyip Erdoğan’ı, Enerji Bakanı Hilmi Güler’i ve TETAŞ Genel Müdür’ü Hacı Duran Gökkaya’yı yasadışı yollardan ilerleyen nükleer ihaleyi çok geç olmadan durdurmaya çağırıyordu. Yedi Greenpeace eylemcisinin gözaltına alındığı eylemde ‘Nükleer Suç’ yazılı büyük pankartımızı açmamız güvenlik güçleri tarafından engellendi. Ama hiçkimse sizin bu e-postayı açmanızı ve arkadaşlarınızı internet eyleminden haberdar etmenizi engelleyemez. İnternet eylemi ile sesimizi duyurmamıza yardım edin. Biz eylemimizi yapsak da onları asıl harekete geçirecek güç sizsiniz. Dünyanın en pahalı ve tartışmasız en tehlikeli enerji elde etme seçeneği olan nükleer santrallere karşı sesinizi Ankara’ya duyurun.İşte yapabilecekleriniz: Bakanlar Kurulu’na mektup göndermek için tıklayın Eylemi Facebook sayfanızda paylaşın Greenpeace’e destek verin Korol DikerGreenpeace AkdenizEnerji ve İklim Kampanyası Sorumlusu
Listeden çıkmak isterseniz buraya tıklamanız yeterli.
Tel: (212) 292 76 19

12 Mart 2009 Perşembe

Atatürk'ün bilinmeyen yönleri...






1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ"Atatürk" hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.


2.EN SEVDİĞİ YEMEK Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatıboyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.


3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.


4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatıboyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat NuriGüntekin'in ünlü "Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rastgele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu.


5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.


6.TAM BİR SALON ADAMI En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.KlasikBati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.


7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.


8. Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.


9.ÖLÇÜLERİ Boyu 1.74 idi. Hayatının son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.


10.RUMELİ ŞİVESİ Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.


11.HAZİN BİR HİKAYE Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren FikriyeHanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.


12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.


13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.


14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.


15.DÜZEN TAKINTISI VARDI Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.


16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eliyanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti.Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.


17.SİGARA PAZARLIĞI Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti: "Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".


18."BU NASIL HALKÇILIK?"Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.


19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir hocam, adam olmak!"


20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.


21.YABANCI DİLE MERAKI Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.


22.FASULYESİNE POKER Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.


23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.


24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: "T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".


25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acarmısın?" diye sormuştu. Kadın baş örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.


26. Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo oynardı.


27.EN BAŞARILI DERS Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayatı boyunca sürdü.


28.YAGCILARA GECIT YOK Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.


29.SON YILBASI GECESI 1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı TevfikRüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.


30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği güvercinliği vardı.


alıntı...