15 Ağustos 2008 Cuma

Akrobatlar....

Çok fena dışarıda kaldılar çoook!

Gazoz ve Ayran...

Diğer evde dışarıya adım atamıyorlardı,bu evde kapıyı açık bulup içeriye sızarlarsa şanslı sayıyorlar kendilerini...

Özellikle sabah erken,saat 6 gibi,mutfak kapısını açıyorum ki,ev serinlesin .O kadar sıcak oluyor ki anlatamam.Camları açık bırakıp yatamıyoruz...Dolayısı ile sabaha kadar(zaten saat 2 gibi yatılıyor buralarda),sıcaktan bunalıyoruz...



Sabah daha kapı açılır açılmaz,kapıya yapışıyor ikisi de...Ama arada tel kapı olduğu için,giremiyorlar...Tel kapıya tırmanıp giriş yeri ararlarken çok komik oluyorlar...Taaa kapının en üstüne kadar tırmanarak bağırıyorlar...Karınları acıkınca,can havliyle çıkan sesleri duymalısınız.
İlk geldiğimiz günlerde,bahçede yemek veriyordum onlara,ama diğer kediler,bahçeyi istila edince,çareyi içerde yedirip dışarı çıkarmakta buldum.Şimdi bahçe sadece ikisine ait...Başka kedileri kovalıyoruz.Yoksa başa çıkamam... Bahçede oturamayız,ve de yemek yiyemeyiz...



Ama şu bir gerçek ki,evde hayvan beslemek gerçekten zormuş...Bahçeli eve geçince çok rahat edince daha iyi anladım bunu...Tuvaletlerini dışarıya yapıyorlar...Ağaçtan ağaca atlayarak oynuyorlar,evde eşyalar harap oluyordu...Gazoz'da pire tasması var ,Ayran daha çok küçük olduğu için pire ilacıyla korunuyor.O yüzden ara ara alıp sevebiliyoruz ...Onlara adeta bayram oluyor eve girince,ya da bize bayram oluyor daha çok...
Bahçedeki resimlerini daha toparlayamadım....
En kısa zamanda onları da yayınlayacağım....

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Felekten birgün.....

Bugün,üç kızkardeş,çocuklarımızı da alıp,çay bahçesinde kahvaltı yapmaya gittik.Yiyeceklerimizi kendimiz götürdük.Çayımızı da oradan aldık.Deniz kenarı öyle güzel bir fonla bize eşlik etti ki anlatamam....Duru bir deniz ve üstünde birkaç balıkçı teknesi...

Sadece biz yoktuk orada,kalabalık ailelerle doluydu çay bahçesi.....

Çocuklar,daha sonra eve döndüler...Kızım bizimle kaldı ve Kızkardeşler ordusu olarak dolaşmaya çıktık.Kızkardeşim;"sizi bir yere götüreceğim,bayılacaksınız" dedi.Biz de;"şöfeeerr sensin"dedik.."nereye götürürsen,geliriz"dedik...

İstenbul'da bir cennet köşeye götürdü bizi....

Kanlıca'da bir dinlence yeri....
Buyrun!

Hafta sonu dinlenmek için,ailece gidilip stres atılacak biryer...Biraz pahalı bir yer(bir soda=3,5 YTL gibi),ama kafanızı boşaltıp,stresinizi yok edip,evinize dönüyorsunuz..Gitmek isteyenler için,kart aldım ve hemen adresi yazıyorum...

........................................................

Green Times

Hacı Muhittin sokak.No:40 Kanlıca

Tel:0216 537 86 70-71

11 Ağustos 2008 Pazartesi

okul yolu...


30 yıl sonra!
Denemek için girdim....
Sınava girdiğimde,soruların aslında ne kadar kolay olduğunu gördüm ve çalışmadığıma çok pişman oldum...Halbuki,kızım ve oğlum çalıştırmaya gönüllülerdi....
Türkçe ve sosyalle olabildiğince başa çıktım sanırım, ama matemetiğe gelince,şöyle bir baktım ve kılavuzu kapatıp,beş tanesini toto oynadım,gerisini boş bıraktım.
Gençlerin şansının çok olduğunu düşünüp çok sevinmiştim...Ama tanıdığım bir kaç öğrencinin benden daha düşük puan aldığını duyunca,sınava girdiğimi söylemedim...Daha sonra 500.000 öğrencinin boş kağıt verdiğini duyunca üzüntüm ikiye katlandı...
Eğer ben 30 yıl öncesinin bilgileriyle, 238 puan almışsam,okuyan öğrenciler daha yüksek puana sahip olmalılar diye düşünüyorum...Ne dersiniz?
Benim giriş amacım,Takı (el sanatları da dahil)konusunda yüksek okuyup,öğretmenlik yapmaktı.Ama bu alanda,sadece meslek liselerinden geçiş yapılabiliyormuş....Olumsuz yani...
Ama açık öğretim okumak ta benim için olumlu bir sonuç...
49 yaşında bir üniversite öğrencisi!

10 Ağustos 2008 Pazar

Zincir----------------Fotoğrafın dili____________________





Hayatımız,zincir zincir.....


Düş alemi gibi....


Kendi emellerimiz uğruna,kurduğumuz hayaller,oldukça uzun bir zincir...


Sanki bir serüvenin kahramanları gibi,kimi zaman gerçek,kimi zamn hayal...Ya idealler?

Hala tek parça olduğumuz için şükretmeliyiz...

Çünkü hayaller ve gerçekler,bir zincirin ayrı halkaları...

Gözlemlediğim,yalnız bir kadının bendeki izlenimleri bunlar...

Ama keşke daha masum hayaller kursa...

Bir karabasan gibi....

Herşeyi birbiri ardına bir felaket tellalı gibi anlatınca korktum!

Yalnızlığı kendi seçmiş....

Hani ben ,hep yalnızlığı sevdiğimi söylerim ya!

Yalnızlığın kendisini gördüm!

Ölen hayallerimi,zincirle ayağıma bağladım bu kadının yanında...Yoksa halka halka ayrılacaktım...Sonra nasılsa birleştiririm....

Hemen uzaklaştım!

Galiba ,yalnızlık,kara bir zincir...

.....................................................................

Öykü atölyesinin,fotoğrafın dili için yazıldı.

8 Ağustos 2008 Cuma

Taşınma maceram!



En tanıdığından bir kamyonet:150+yol parası+köprü parası
4 adet taşıyıcı :300
Mobilyacı(sökecek,takacak ve tekrar geri dönecek:300
Elektrikçi(bu tarafta ayrı tutulacak,yeni evde ayrı):60
Yiyecekleri(en az) :50
ToplamYaklaşık;900 YTL tutacak ve fazladan ne masraf olacağını da bilmiyordum...

............................................................................
Hemen nakliye firmalarını araştırdım,ve yaklaşık 800-650 arası değişen fiyatlarla karşılaştım.Bir tanesiyle 600 YTL'ye anlaştım.


Taşınma günü saat 7 gibi geldiler,eşyaların yerini gösterdim.Mutfak,giysi ve özel eşyalarımızın hepsini paketleyip yaklaşık 40 koli olarak hazırladığımı görünce gözlerindeki parıltıyı görmemek imkansızdı....:-))

Sabit dolaplarımın nasıl söküleceği hep düşündürüyordu beni...Ekip başına onları gösterdikten sonra,salona geçtim,kolilerin yarısı gitmişti bile...
-"Arabaya mı taşıyorsunuz direk?"diye sorduğumda,arabaların hala park yerlerinde olduğunu,mesai saatinde boşalınca kamyonu yanaştırıp yükleyeceklerini söylediler....
Daha önce apartmandan taşınanların ,girişe yığılan eşyalarının ne kadar çirkin görüntü verdiğini bildiğimden,bunu telefonda özellikle belirtip,doğrudan arabaya yüklenmesini istemiştim...Sakin olmaya çalışarak,aşağıya indim...Çok güzel istiflediklerini görünce hoşuma gitti...Ve kendimi tebrik ettim..Sepetlerden tutun da,çamaşırlığa kadar herşeyi paketlemiştim...Hiçbir eşyam görünmüyordu...
Yukarı çıktığımda,dolaplar da sökülmüştü...İki kişi koltukları,resimdeki gibi paketlediler...Toplam 6 kişi eşyaları öyle çabuk taşıdılar ki,şaşırdım!
Adresi verdim,arabamız olmadığı için yol gösteremeyecektim.Kızkardeşimle oğlum,orada bekliyorlardı..
Ekip başı:
-"Abla,sizde kamyona binin beraber gidelim "dedi..
Zeynep'le birbirimize baktık,ve tamam dedik.
Kedileri sepetlerine koyup,arkaya yerleştirdik...


Zeynep,hemen zıpladı ve bindi...
Ya ben?
Büyük araca binmeyeli yıllar oldu,ayrıca kendim büyük araç olmuşum zaten...
Ekip başı,yardım etmek için yanıma geldi,Zeynep yukarıda elini uzatmış,ama tuhaf bir muziplikle bana bakıyor,ben yavaş yavaş sinirleniyorum.....Neyseki tutunacak yeri vardı,diğer elimi de Zeynep tutmuştu.Birden atıverdim kendimi ve başardım..Oturdum..
O da ne???
Selvi boylum alyazmalımın kamyonu?
Hadi canım diyerek Zeynep'e döndüm.
O bana bakmıyor ama patladı patlayacak..Gülmemek için kendini zor tuttuğunu anladım..Yüzündeki muzip ifade bundanmış...
Duramadım;
-"Ne kadar ilginç bir kamyon"dedim..
Hadi kızım Türkan Şoray'a benziyor,ama şoför Kadir inanır'ın kenarından bile geçmiyor..
Resmen,kırmızı yemeni ile dekor yapılmış,inanamazsınız...
Hareket ettik...
Aman Allahım!
Koltuklar yaylı!
Beni bile salladıktan sonra,Zeynep'i düşünün artık...
Taşıyıcılardan biri de arkadaki yatağa uzandı ve anında uyudu...Şoför,bir de arabesk şarkıyı açtı mı?
Siz bizdeki keyfi görecektiniz.....Hayatımızda en nefret ettiğimiz sahnelerden birinin içinde yer alıyoruz ve keyif alıyoruz...Yaylanarak,arabesk eşliğinde,üstelik sohbet ederek(bağırarak olduğunu tahmin edersiniz sanırım)gidiyoruz...
Zeynep iyice havaya girdi ve bana gizlice tırların kornalarını çalma hareketini yapmaya başladı..Kolunu yukarı kaldırıp,ipi aşağı çekiyormuş gibi yapıp "Daat,Daaaat"demeye başladı...Koptum kopacağım...
Neyseki sağ sağlim geldik...
Onlar da eşyayı neşeyle boşaltmaya başladılar...
Dolapların yerlerini tesbit ettikten sonra ,monte etmeye başladılar...Yoruldukça bahçeye yayıldılar...
Herşey bittiğinde,saat 14.00 idi...
Ben,gece yarısına kadar bitmez diye düşünüyordum,akşamdan beri...
Sadece koliler açılmayı bekliyordu..Ertesi günü onları da yerleştirdik...
..............................................................................................

Eve sadece bir kere baktım ve daha sonra kamyonla beraber gelince gördüm....
Kızkardeşim,laminant parke döşetmiş,badanayı da yaptırmış,ve üstelik evi de temizletip pırıl pırıl yaptırmış...
Canım kardeşim,Teşekkür ederim.
Hakkını nasıl öderim bilmiyorum...

7 Ağustos 2008 Perşembe

Gölge----------Kelime oyunları-----------


Öykü atölyesinin kelime oyunları--Gölge---

İstanbul'u denizle sevmek---Kelime oyunları----



-"İstanbul'u çok seviyorum" diyor, kızkardeşim...

-"Böyle bir yer daha yok" diyor, devamında...

'Kesin bende bir tuhaflık var' diyorum kendi kendime...

-"Hayır ,sen de bir tuhaflık yok""Deniz olmayan bir yere gidince anlıyorsun bu güzelliğin eşsiz olduğunu"

Ben şaşkın!

Sesli konuşmuşum demekki !

............................................................

Bir çay bahçesinde çocuklarımızla kahvaltı ediyoruz...Ufak bir çay bahçesine yakışan her türlü sadelik mevcut..Sabah sabah emeklilerin doldurduğu bir çay bahçesi(dekoru, ben gelince tamamlamış oldum!).Hemen deniz kenarındaki masayı kaplıyoruz hepimiz...

Hani Akdenizde bir yere yerleşme hayalim var ya...Birden,o hayalimdeki denizin kokusunu duymaya başladım...Eskiden beri ziyaret ettiğim zamanlarda sevdiğim bu kasabaya yerleştikten sonra,bana gittikçe daha sıcak ve güzel gelmeye başladı...Hele bu kokuyla,başımı hiç sevemediğim Boğaz'a çevirdim gayriihtiyari...

Farklıydı!

Avrupa yakasında oturduğum zaman evimin penceresinden gördüğüm gökdelenler,buradan da görülebiliyordu...Levent'te yükselen,O koca binayı oturduğum yerden görebiliyordum...Ama bana neden daha güzel göründüğünü düşünürken, güldüm...

Arada deniz var,ve Avrupa yakasında pek görülmeyen orman görüntüsü sahilden sonraki alanı kaplayınca,arkasında görünen gökdelenler,adeta bir tabloyu tamamlayan unsurlar gibi göründü gözüme...

Hele bir de,çay bahçesinin dibinde, basit,sade balıkçı kayıklarını görünce,sandalyemi denize çevirip öyle oturdum...Gelen taze çayın kokusuyla,denizin kokusu birleşince,30 yıldır sevemediğim İstanbul'a ilk defa sevgiyle baktım...Galiba bu kasaba,İstanbul'u görüntüleyen bir görüntü merkezi...Olağanüstü!

Arkama baktım,en fazla üç katlı taş ve ahşap binaların bulunduğu,doğallığını hiç kaybetmemiş yapılar ve her taraf orman,karşımda gökdelenler....Olmak istediğim yerden bakmak çok keyifli geldi bana....

Hem İstanbul'un içinde,hem dışında olmak......

Çok güzel geldi bana...

Boğazın güzelliğini keşfediyorum ben!

Galiba İstanbul'u,deniziyle sevmeye başlıyorum....

Öykü atölyesi -kelime oyunları-Deniz kelimesi