23 Ağustos 2014 Cumartesi

face geldi mertlik bozuldu...




Büyük bir ayıp bu yaptığım!

Doğamızın gereğini yaptım,cezam hazırlana!

Doyumsuz insanoğlunun izini takip ettim....

Ahhhh,"şu daha iyiler " merakı yok muuu?

Face ,resmen sömüre sömüre oynadı duygularımla.flörtüne cevap vermek zorunda kaldım,çünkü merak duygumu kavradı benim...

Bloğum ,kendisine tekmeyi attığımı sandı.....(biraz öyle oldu gibi...)

Facebook'un kavramı daha çok güzellik ve ani hatırlatmalı bilgiler  üzerine kuruluyken,bloğun kalıcı kaynaklığını ve ebediliğini ,geçici bir hafıza kaybı nedeniyle unutmama sebep oldu.

Güven barındırmayan  ilişki gibi face,ama merak uyandıran,yazdığın,paylaştığın her bilginin ertesi günü kaybolduğunu görmek,bir balonun elinden kaçması gibi olmasına rağmen,taze bilgilerle güncelleşmemi sağladı.

Ama bloğuma,hatırladığım kadar güçlü olduğunu görerek ,unuttuğum için suçluluk duyduğum duygularla  geri döndüm.son yazdığım yazıyla karşılaşınca utandım,saygıya bakar mısınız,silinmemiş hiç bir şey...

Face,hızlı ve ilginç gerçekten....çok şeyi aniden öğrenip,görerek ve paylaşarak mutlu oluyoruz...yüreğime kazınan acıları,günlük her olayı adım adım takip ettim.nasıl bir noktaya geldim bilmiyorum...cahil kaldığım her konuda eğitti beni face,şaşkınlıktan ağzımın açık kalmasına sebep olan videolara ulaştırdı beni...hiç bir şeyin saklanamayacağı,sosyal bir ağ,yardıma koşmalar,ve uyarılar....

Face,gazete...
blog,albüm...

Gelen gideni arattı,ya da bıktım.Bilemedim gitti...
ikisine de devam...ikisi de kıymetli....
DENGE!



19 Ağustos 2014 Salı

Ben anneanne olurken.....



Gel bakalım TORUN!

neler hissetmeliyim....?
Derken 4 ay bitti bile,aceleci şey seni....

Annene hamileyken neler hissediyorsam,aynını senin için hissetmeye başladım...YABANCISIN!

Ama ,canımın canısın....
Annen,ilk göz ağrımdı,sen de annenin ilk göz ağrısı olacaksın....

Dünyaya gelir gelmez sahiplendim anneni,güneş bir başka doğmaya ve küçücük dünyamı,kanımdan canımdan biriyle paylaşacaktım.Hemen koruma duvarı yaptım.
Annen de sana yapsın o duvarı,babanla ikisi o görevi yapacaklar zaten.

bizim seninle çok işimiz olacak.Görevlerin olacak senin...
sen de beni bir çok şeyden koruyacaksın.
Neler mi?
Öncelikle hastalıklardan;Asla hasta olmama izin vermeyeceksin...
Sevginle,beni genç ve dinç tutacaksın...
Dertlerimi tuz buz edip toz edeceksin...
Etrafıma sevgi mayalayacaksın...
Ki,kem gözlerden koruyabileyim seni,e mi?

Sen ,sevgi intikamlarını biriktir,dünyaya geldiğinde,hesabını sorarsın nasılsa....
"siz hiç bir halt bilmiyorsunuz ben sizden daha iyiyim" diyeceksin ,ama içindeeeen...yüksek sesle söylemeye cesaret ister,öyle kalabalık olacak ki etrafın,nefes aldırmayacağız sana....

iki tane ninen olacak,bir tane deden olacak,babaanne,anneanne,bir amca,bir hala,bir dayı.Aaaa,bir de kuzenin var;Defne ablan....
Bitti sanıyorsun herhalde...*_*
Ha ha haaa...
iki tane as teyze anneannen olacak ki,vay haline....kuzen teyzeler, anneanneler,dayılar ,amcalar,halalar,yengeler,enişteler derken uzayıp gidiyor...

Neredeyse;
-"ben içerideyim,buyrun gelin " diyeceksin biliyorum,ama çok iyi kuşanıp gel,anneanne tavsiyesi sana....
Yaşlandıkça,Ay da,Güneş de sen olacaksın bizim için.Her gün yeniden ,yeniden hayat vereceksin bize....


Evlat "ceviz",torun "ceviz içi"ymiş...

"Torun,evlattan daha kıymetlidir "diyorlar....Göreceğiz sayın "CEVİZ içİ"

3 Ağustos 2014 Pazar

Adam gibi biri gelmeli




Meclise,
adam gibi biri gelmeli,adam gibi birilerini getirmeli,sevdiklerimizle ya da sevmediklerimizle de savaşmadan selamlaşmayı öğretmeli....
bu kadar travma yaşamış bir ülke olarak,göstermelik dinden sıyrılıp,gerçek bir inançla bütünleşmeyi öğretmeli...
herkesin kendine göre saptırdığı,düşüncelere dur diyerek,Cumhuriyet ilkeleriyle hareket edilmeyi öğretmeli...
soyumuzu,namusumuzu,dinimizi,kitabımızı,peygamberimizi ve atamızı  yok edici yobaz düşünceleri olmayan birileri lazım bizlere...ŞEREFLİ MEBUSLAR....
körler ülkesi olmaktan çıkaracak adam gibi biri gelmeli..birilerinin esareti altına girmemeyi öğretmeli yeniden...
üretmeyi,toprağı işlemeyi,tarım ve hayvancılık üretimini destekleyecek,çay ve zeytin üretimini hızlandıracak,altın,kömür ve bor gibi maden yataklarımızı sağlıklı ve yabancı ülkelerin kısıtlamalarından kurtarıp,kalkınmamızı sağlayacak,yeni üretim politikaları geliştirecek,
laf değil,çözüm eretecek biri,
1950 yıllarında menderes zamanında başlayan,ülkemi yok etme girişimlerinin bu yıllarda desteklenerek had safhaya gelmiş karışıklığı ve vatan hainliğini yok edecek biri gelmeli...
Ülkemi,satmayan,sömürmeyen,milletinin her ferdine hakaret yağdırmayan,dini alet etmeyen,her şeyden önemlisi yalancı olmayan biri gelmeli...

ATATÜRK gibi düşünen biri gelmeli...

 Mustafa kemal atatürk 16 mart 1923'te Adana Türk Ocağında yaptığı bir konuşmasında şöyle der : " Bizi yanlış yola sevkeden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir.Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. .Görürsünüz ki, milleti mahfeden, esir eden, harap eden hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. " Dini siyasete alet edenler için de şu örneği verir : " suçsuz halka beş vakit namazdan başka geceleri de fazla namaz kılmayı vaaz etmek ve öğütlemek, belki ömründe hiç namaz kılmamış olan bir politikacı tarafından vaki olursa bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu? " 23 ekim 1923 tarihinde bir konuşmasında şöyle der : " Türk milleti daha dindar olmalıdır.Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum.Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle Inanıyorum.Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Oysa, Türkiye'ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, yapmaca, batıl inançlarda bir din daha vardır. Ancak bu cahiller, bu acizler, sırası gelince aydınlanacaktır.Onlar ışığa yaklaşmazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir.Onları kurtaracağız. "

30 Aralık 2013 Pazartesi

Buyur gel 2014...

Sevgili 2014 gelirken "ADALET" getir ülkeme.
Her şeyi kaybettiğimizi düşündüğümüz şu günlerde,yorgun bir yılı geride bırakıyoruz.Adalet gelirse,vicdan gelecektir,mutluluk,barışla kolkola gelirse,eminim ki tüm hayallerimizi üçle,beşle çarpıp hayatı tutabilme şansına sahip olabileceğiz.Arınmış ve temizlenmiş olarak....

Bu dilekler hayal olmasın,tüm bunları gerçekleştirecek güç diliyorum,kuvvet diliyorum,sağlık ve huzurla...

Nasılsa geleceksin.
Gideni aratmaman dileğimle,BUYUR GEL 2014

21 Aralık 2013 Cumartesi

kanserin ölümü...





Daha önceleri bir çok kez paylaşmıştık. İstek üzerine tekrar paylaşma gereği duyduk..

LÜTFEN HERKESE GÖNDERİN!...

Çocukluğumun yılları hatırladığım bildiğim kadarıyla 1952 yılları ve evveline rastlar. O yıllarda Annem bugday tanelerini,lokum kutularına yada sahan denen tepsilere pamuk içine eker ,çıkan yem yeşil ekini, 10 ya da 15 cm ken keser onu ezer unla karışımına şekerde katar pişirirdi. Adına UHUT denirdi.Tüm hastalıklara ilaçtır diye bizlere yedirilirdi. Yıl 2011 bu gün aynı b
uğday filizleri kansere ilaç olarak gündemde. Bilime inanan biri olarak doğruluyorum. Devaolsun diyorum. V.KARACA

KANSERİN ÖLÜMÜ--MUTLAKA OKUYUN
Arkadaşlar. Yeniköy Mimarlar Sitesinde komşum ve meslekdaşıma 30 yıl evvel doktorlar 6 ay ömrü kaldığını söylediler. Ailesini bu sonuca alıştırdı; evin tüm ihtiyaçlarını gördü, temin etti; kendini ölüme hazırladı. Buğday çimlenmesinin hastalığa iyi geldiğini bir yerde okumuş. Evin bir odasına toprak döşedi; orada buğday yetiştirdi; buğday çimini mikserde öğüterek her gün ve devamlı içti. 30 yıldır yaşıyor. Artık çime de gereksinimi kalmadı. Sağlıklı günler dileğiyle...
Yılmaz Ergüvenç

Kesinlikle zararı yok, sınırlı yararı olabileceği, destek amaçlı kullanılmalarında sakınca olmadığı kanaati bildirildi. Saygılarımla arz ederim. Dr.Vehbi Alpman.KANSERİN ÖLÜMÜ MUTLAKA OKUYUN!
ASRIMIZIN EN KÖTÜ HASTALIĞI İÇİN HER BİLGİNİN ÖNEMİNE İNANDIĞIMDAN ELİME GELEN BU MAİLİ HERKESE GÖNDERİYORUM.

Buğday çimi ekiniz ve yiyiniz, Buğday şırası yapınız ve içiniz.
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya'da içtikleri Buğday şırası geliyor.
Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan'daki Hunzakut Prensliği'nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye'de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

Ödemiş'le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ'ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor.
Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.
Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.

Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan 'laetril' içermektedir.

Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)
Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.
- Buğday çimini evde üretebilir miyiz?
- Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....
- Buğday şırasını herkes üretebilir mi?
- Evet herkes üretebilir.
- İsterseniz tarif edeyim.
Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur.
Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir.
Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.
Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır.
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır.
Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.

- Az önce sözünü ettiğimiz 'laetril' buğday çiminden başka nelerde bulunur?
Çünkü anlaşılıyor ki, 'laetril' kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri...
Elmanın çekirdeğini de yiyin!
- Evet, Türkiye'de en kolay laetril'e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir.

Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika'daki ilaç sanayinin maşaları bu 'laetril' adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika'da satılan 'laetril' bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD'ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.
'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
- Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
- Evet öyle. Türkiye'de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var...
Pakistan'a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut'ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut'un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği...

- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?
- Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel'in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.
Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi
- Tüm beden tedavisi nedir?

- Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu.
Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
Issel'in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi.
Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu.
Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.
Eski Sovyetler'de, şimdiki Rusya'da bu yöntem halen kullanılıyor.

LÜTFEN PAYLAŞALIM !