6 Mart 2008 Perşembe

Öfkem Sigaraya!!!!

AH! ATAM!

KEŞKE ELİNDE SİGARA OLMASAYDI !!!!
...................................................................................



Her insanın,içinde beslediği belli öfkeleri vardır..Benim de öfkelendiğim konuların başında gelir ,SİGARA !!!


Benim içenlerle kavgam çok aslında,ama yok. gibi düşünelim.İçilen yerlerle kavgam var..Benim sigara içmeyişim nasıl çevremi rahatsız etmiyorsa,sigara içenlerin de beni rahatsız etmeye hakkı yok!

Bu yazıyı yazmama sebep, alt katımda oturan komşularım.Aslında farkında değiller verdikleri rahatsızlığın,olsalarda umursayacaklarını sanmıyorum..Öylesine bütünleşmişlerki sigarayla,doğal geliyor..Kimse,çevreye verdiği rahatsızlığı görmek istemiyor..


Oysa benim,kokusuna tahammülüm yok ki,kaldı ki dumanına razı olayım...Apartmanımızın hava boşluğu tuvalet camlarının olduğu yerden geçer.Benim bulunduğum bölgeden en az üç kat aşağısına kadar sigara içerler..Koku ve duman bacaya doğru yollanırken,arada benide ziyaret etmeden gitmiyorlar..!Evimin içinde boğulacak duruma geliyorum.İnanılmaz rahatsızlık duyuyorum..Ve evimin hava alması için camı açıyorum...Evleri yetmediği gibi balkonda içenlerin dumanı ve kokusu yine bana geliyor...

Ve sigara içen komşularımla görüşmeyi kestim...Evimde sigara içilmesini zaten yasaklamıştım..Ama çok sevdiğim BAZI dostlarıma ,camın kenarında ,içmelerine izin veriyordum.Bugünden itibaren bunu da kaldırıyorum..


Annem ya annem!

Ben sigarasına karışıyorum diye,evime senede bir kez gelmeye başladı...




Eğer annem evimde sigara içemiyorsa,kimseye içirmem!



Çok katı gelebilir bu konuşmalarım..Ama hoşgörüyü kaldırmayacak bir konudur benim için...



Bu hızla,internette bulduğum,resim ve yazılardan bir post hazırladım....



Ben kimseye ders vermek niyetinde değilim..Haddim olamaz zaten!



Ama ,lütfen bir tavsiye olarak alın bu yazı ve resimleri...



Ve bir sigarayı keyifle yakarken......



Şöyle bir etrafınıza bakın....



Rahatsız olan var mı diye....!

...................................................................................................

Ve lütfen seyrediniz
http://www.youtube.com/watch?v=MYXsl9kCLVw

....................................................................................................

SELÜLİT RİSKİ:Hiç sigaranın selülit yapabileceği aklınıza gelir miydi? Maalesef selülitin nedenlerinden biri de sigara. Dolaşım sistemindeki bozukluk, sıvı akımını durduruyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor. Maalesef bütün bunlar, selülitlerin çoğalmasını destekliyor.
EN ÇOK ZARAR DİŞLERE:Dişler, sigaradan en çok zarar gören yerlerden biri. Sadece rengini sarartmakla kalmıyor, aynı zamanda vaktinden önce bozulmasına da neden oluyor. Sigara, aynı zamanda ses tellerine ve ses ahengine de zarar veriyor. Çok sigara içen insanların seslerinin kısıldığına dikkat edin!
DUDAKLAR KIRIŞIYOR:Sigarayı içe çekmek için yapılan dudak hareketi, hassas olan bu bölgede kırışıklıklar meydana getiriyor.
CİLT YAŞLANIYOR:Sigara, damarların daralmasına neden oluyor. Damarların daralması ise besin ve oksijen akışını azaltıyor. Bu nedenle deri, parlaklığını kaybediyor. Esnekliğini kaybeden kılcal damarlar ise derinin çabuk zarar görmesine neden oluyor. Sigara içen insanların derileri, içmeyenlere oranla çok daha erken yaşta kırışmaya başlıyor.
GÖZLERİ SARARTIYOR:Sigara dumanı, sadece içen için değil, etraftakiler için de zararlı, içe çekilen dumanla, havada uçuşan duman arasında, herhangi bir zarar farkı yok. Dumanlı ortamlarda, gözlerinizin yandığını hissetmişsinizdir. İşte bu, vücudumuzun en hassas noktası gözler, sigaraya karşı alarm veriyor demek! Sigara dumanı, zamanla gözlerin parlaklığını kaybetmesine neden oluyor ve gözün beyaz tabakası gittikçe sarı ve kirli bir renk alıyor.
YAŞLANMAYI DURDURUNA+C+E vitaminleri: Kırışıklıklara neden olan serbest radikallerle savaşmadaki en etkili formül! Sigara, serbest radikallerin çoğalmasına neden olurken A , C ve E vitaminleri, bu kötü etkiyi durdurmak için uğraşıyor. Sigara diyetinde size yardımcı olacak en önemli üç vitamin bunlar. Kırmızı ve yeşil sebzeleri, E vitamini bakımından zengin olan zeytinyağıyla tüketmeniz, vücudunuzdaki sigara tahribatlarını kolay onarmanızı sağlayacak.
ANTİOKSİDAN TÜKETİCİ!Organizmamızın ürettiği antioksidanların büyük bir kısmı, sigara tarafından tüketiliyor.
NİKOTİN LEKE YAPIYOR:Sigaranın ana maddesi nikotin, vücudumuzdaki hassas noktalarda lekelere neden oluyor: Parmaklar, tırnaklar ve dişler.
SİGARANIN İÇERDİKLERİ:Polonyum - 210 (kanserojen)Aseton (oje sökücü)Naftalin (güve kovucu)Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehiri)Arsenik (fare zehiri)Amonyak (tuvalet temizleyicisi)Karbon ( Monoksit gazı)Nikotin ve 3.885 toksik maddeRadon (radyasyon)Metanol (füzeyakıtı)Toluen (tiner)Kadmiyum (akü metali)Bütan (tüpgaz)DDT (böcek öldürücü)Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehiri)































































































Lütfen seyredin,Ve çocuklarınıza seyrettirin....

4 Mart 2008 Salı

Duvar-2- --------Kelime oyunları-----------

Hiçbir şey kesin değil


Aldanmalar....

Siz de yaşamışsınızdır........

Özellikle çocuklukta olur böyle yanılmalar..Ay ışığının,içeriye sızan kısmının duvara yansımasıyla

oluşan şekillerin,ruh halimize göre nesnelenmesi....Bilinmeyenin,o ana hükmetmesidir bu şekiller..Özellikle,rüzgarlı günlerde titrek gölgelenmeler meydana gelir ya,işte o zaman korkunun sesini duyarız..


Çocukluğumdan beri çok kitaba bakınca,,ve okuyunca,şekillere hikaye yazmam hiç zor olmazdı..



Aslında,ilk olarak gölgeleri keşfetmem,Elektrik kesintilerinde yakılan mumlardan sonra oldu..Yapılacak bir şey bulamayınca duvara yansıyan gölgelerimize gülmeye başlamıştık..Babam bildiği birkaç şekli bize gösterdikten sonra keşif başlamış oldu...Her türlü şekli denemeye başladık .İnanılmaz zevkli gelmişti.Tavşan ve kurt gölgesi yapmak en kolay olanıydı...



Yeni bir oyun keşfetmenin zevkini yaşıyorduk.Gece yatınca,perdeleri açıp,ay ışığından faydalanıp hayal dünyamızın içine dalıyorduk..Çarşafı başımıza geçirip,hayalet gölgeleri yapıp,

sonra da korku senaryoları yazıp,tirtir titreyerek yorganın altına saklanırdık.
Ulaşamadığımız şeylerin hayallerini yaratırdık.Masallar hayat bulurdu duvarlarımızda...


Hacivat -Karagöz oynardık ablamla,gülmekten çok kez yarım bırakmak zorunda kalırdık..



Duygularımızı ifade etmenin bir başka yolunu bulmuştuk.Duvarda konuşurduk adeta..Harflerin yansımasıyla,kelime oyunu oynardık..Yeni bir iletişim kurmuştuk..


Öğrenme zenginliğini yaşadığımızın farkında mıydık acaba?

Çocuklarımla da çok oynadım bunu..Özellikle yattıktan sonra,onların ufacık elleriyle bana anlattıkları hikayelere doyamazdım..


Bu arada önemli bir şeyi mutlaka paylaşmalıyım sizinle..

Ben çocuklarıma hiç masal anlatmadım!

Biraz hazırcı bir anneydim.."Sabah masal öğrenin,akşam bana anlatın" derdim çocuklarıma..Onlar da anneanneden ve teyzelerinden öğrendiklerini akşam bana anlatırlardı...

En komik olanına geliyorum!

Ben onlardan önce uyurdum!Bazen beni uyutmak için masal anlatırlardı ve gerçekten uyutup,anneannenin yanına kaçarlardı..

Bunu en çok Zeynep yapardı..Anneanneyle güzel vakit geçirince,beni uyutup, onun yanına giderdi.



Bir hayalet gibi yavaşça kalktığını hisserdim..






Kabaca bakıldığında,pek önemli görünmeyen gölge oyunları,belki de çocuk gelişiminde en faydalı öğrenme şekli olabilir..Hayal gücünü ve düşüncelerini anlatmakta zorluk çekmeyeceklerine inanıyorum..
Lütfen ,çocuklarınızın zihnini bir sınayın.Işıkları kapatın,mum yakın ve başlayın..Bakalım neler yaratacaklar?Ayrıca televizyonun ve bilgisayarın




araya koyduğu mesafeyi,bu oyunla kapatabilirsiniz..Nasıl eğlenceli oluyor anlatamam...
Bilinçaltı keşifler ortaya çıkıyor..Bir sinema salonu gibi,oyun ve seyirci aynı anda...

Bilmiyorum ,hiç denediniz mi..


Bana meditasyon gibi geliyordu o zamanlar..


Duvar kelimesi için daha farklı bir yazı düşünüyordum..Ama zaten içimiz kararmaya müsait,bari dedim biraz yaratıcı ve gevşeyici açıdan ele alayım..


Bu da şu anlama geliyor ki,dingin bir zihin için dinlenme şart...


Uzun senelerdir ,bu dinlenceyi yapmamıştım..Sanırım bu akşam epey eğleneceğiz..

Dört duvara sığınıp,bir çok şeyden kaçabiliyoruz,Duvara dayanıp,dinlenebiliyoruz,Resimlerimizi duvara asıp ölümsüzleştirebiliyoruz.


İnsanlardan kaçmak için,ruhumuzda duvarlar örebiliyoruz...Ağlama duvarı oluşturabiliyoruz...


Bazen bütünüyle deşarj olmak için,aynı zamanda üretken de olabiliriz..


Bakalım hangi şekiller çıkacak ortaya?



Haydi eller havaya..!!!


NOT: Baktım çok fazla derin konularla yazılmış duvar başlığı,Farklı bir pencereden daha bakalım istedim....Bir ağır yazı da benden gelecekti yoksa...

Duvar-1- -------------Kelime oyunları---------------

Kendi içimde ördüğüm duvarların yazılarını yazmadan,öncelikli olarak,gerçek duvarlara yazılan yazıları okuyalım istedim..
Tartışma yaratmadan,fikirlerini kabul ettirmeye çalışanların platformu olan duvarlara yazılanlar,bazen komik ,bazen siyasi,bazen tehdit,küfür,karikatür,aşk mesajları,şiirler,planlar gibi etkileyici olabiliyor.

Sınırlarını kabul edelim ya da etmeyelim,duvar yazıları bir iletişim aracı olarak kullanılacaktır.

"İnsanlar bir şeylerden değil,onlara karşı takındıkları bakış açısından rahatsız olurlar." EPİCTETUS



Hassas ruhumuzu zedeleseler de,bizi güldürüp ya da öfkelendirselerde,okumak farklı bir zevk verir her zaman..

Doğru buluyor muyum?


Hayır!

Emeğe saygısızlık olarak görürüm..Yazılanı yok etmek için her zaman,hepimizin cebinden giden para olarak görürüm çünki..
Hep beraber okuyalım!

Neler yazılmış?.........
















































































































































































































































3 Mart 2008 Pazartesi

Pratik bilgi bombardımanı..!!!!


Doğal yöntemlerle pratik çözümler peşindeyseniz işte size Laurel Vukovic’in 1001 Doğal Reçete’si...
Doğal Sağlık (National Health) dergisi, en çok okunan bitkilerle tedavi yöntemlerin anlatıldığı yazılarını kitap haline getirdi. Laurel Vukovic’in hazırladığı bu köşede baş ağrısından ağız-diş sağlığına, gripten sivilce tedavisine, mutfak temizliğinden çiçek bakımına kadar aklınıza gelebilecek her konuda doğal yollar anlatılıyor. İlaçları, kimyasal temizlik ve kozmetik ürünlerini kullanmaktan bıktıysanız ve doğal yöntemlerle pratik çözümler peşindeyseniz Laurel Vukovic’in 1001 Doğal Reçete’sine (Kaknüs Yayınları) bakabilirsiniz. İşte size Vukovic’den birkaç öneri...

...........................................................................................

Baş ağrısına bitkisel son
Başınız ağrıdığında hemen ağrı kesici ya da aspirin içmenize gerek yok. Bir bardak zencefil, papatya ve ıhlamur çayı kasları ve sinirleri gevşettir. Ağrıya sebep olan kimyasal maddelerin az salgılanmasını sağlar. Çayın tarifi şöyle: 1 tatlı kaşığı kıyılmış zencefil kökü, 1 tatlı kaşığı kuru papatya, 1 tatlı kaşığı ıhlamur karışımından yapacağınız çayı isterseniz bir kaşık balla tatlandırarak sıcak içebilirsiniz.
Rahatlayın...
Baş ağrısını hafifletmek için dayanabileceğiniz kadar sıcak suyu bir leğene koyun ve ayaklarınızı 15 dakika içinde tutun. Bu sırada buzlu suda bekletilmiş bir havlu ya da bezi başınızın ağrıyan kısmına koyun. Bu, ayak damarlarınızın sıcaktan genişlemesini ve kanın ayaklarınıza gitmesini sağlarken, soğuk bez de beyin damarlarınızın büzüşmesine ve daha az kanın gitmesine sebep loru. Ve ağrınızı hafifletir, sizi rahatlatır.

.......................................................................................
Bitkiler depresyona karşı!


Çok streslisiniz, hatta depresyonda da olabilirsiniz. Bir bardak bitki çayı sizi rahatlatacaktır. Papatya ve kedi nanesi çayı yapabilirsiniz. Bir tatlı kaşığı kuru papatya ile bir tatlı kaşığı kuru kedi nanesini bir bardak suda demlendirdikten sonra süzüp içebilirsiniz.
Lavanta kokladım biraz gevşedim
Rahatlamak için lavanta koklayın. Lavanta yağını bir mendile damlatın. Ara ara koklayın.

....................................................................................................

Uykusuz musunuz?
İyi bir uyku için çarkıfelek ve kuru papatya çayı yapabilirsiniz.

......................................................................................................
Bağırsak sorunları için


İshal: İshal için muz ve keçiboynuzu yiyin. İsterseniz muzu yoğurda katıp keçiboynuzu tozu serperek de yiyebilirsiniz. Kabızlık: Sabah kalkar kalkmaz bir bardak ılık suya yarım limon suyu karıştırıp için.

...................................................................................................

Hazımsızlık ve gaz sancıları
Zencefil, rezene tohumu ve kuru naneden yapacağınız çay birebirdir.

....................................................................................................................


Ballı yoğurtlu yüz kesesi
Bir tatlı kaşığı öğütülmüş badem
2 tatlı kaşığı ince öğütülmüş yulaf
1 çorba kaşığı az yağlı yoğurt
1 tatlı kaşığı az yağlı yoğurt
1 tatlı kaşığı bal
1 damla lavanta esansiyel yağı
Malzemeleri karıştırın, cildinizi ılık su ile nemlendirdikten sonra karışımı nemli cilde uygulayın. Yüzünüzü ılık su ile durulayın, ardından tonik ve nemlendirici sürün.

.............................................................................................

Sivilce tedavisi
Sivilceleri sıkmayın. Onun yerine günde birkaç defa dönüşümlü olarak sıcak ve soğuk el bezleriyle kompres yapın. Bir dakika sıcak kompresin ardından bir dakika soğuk kompres yapın. Böylece kan dolaşımı hızlanarak cilt iyileşir. Son olarak yumuşak bir dokunuşla çay ağacı esansiyel yağı uygulayın.

.......................................................................................................

Evinizi çiçeklerle güzelleştirin ve havasını temizleyin
Evde neden çiçek yetiştiririz? Sadece güzel görüntüleri için değil, evin havasını tazelemeleri için de. Mesela aloe vera (sarı sabır), devetabanı, kurdele çiçeği, kauçuk, duvar sarmaşığı, barış çiçeği ve schefflera gibi ev bitkileri evdeki havayı temizliyorlar.

......................................................................................................

Karıncaları öldürmeyin, kovun!
Lavanta, nane, karıncaları evinizden uzak tutacaktır. Kapı önlerine veya cam önlerine bu bitkilerden ektiğiniz saksıları koyabilirsiniz.

....................................................................................................

Hamamböceğine hoşçakal
Hamamböcekleri okaliptüs ya da biberiye yağlarının kokusunu sevmezler. Birkaç damla yağı pamuk parçalarına damlatın ve hamam böceği gördüğünüz yerlere koyun. Etkisi devam etsin diye pamuğu birkaç günde bir tazeleyin.

........................................................................................................

Sinek kovar kaseler
Birkaç kasenin içine taze limon ve portakal kabuğu rendesi ve kuru karanfil taneleri doldurun. Evin uygun köşelerine koyun.

............................................................................................................

Zor kirler için cam temizleyicisi
250 ml beyaz sirke, dörtte bir tatlı kaşığı doğal sıvı bulaşık sabunu ile 250 ml ılık suyu bir sprey şişesinde karıştırıp çalkalayın. Sert yüzeylere püskürterek iz bırakmayan, temiz bir havluyla silin.

..........................................................................................................

Doğal öksürük şurubu
Anason, meyan kökü ve (arzu edilirse) yabani kara kiraz ağacı kabuğunu, ağzı kapalı bir kaptaki suyun içinde 15 dakika süreyle kaynatın. Ateşten alıp kekik ilave edin. Ağzını kapayıp oda sıcaklığına gelene kadar soğumaya bırakın. Süzün ve bal ilave edin. Buzdolabında ağzı kapalı bir kavanozda üç ay muhafaza edebilirsiniz. Öksürüğü yumuşatmak için ihtiyaç duydukça bir tatlı kaşığı alın.

..............................................................................................................

Ülsere meyan kökü
Ülser hastaları sanıldığının aksine baharat yiyebilirler. Hatta ülser vakalarında kırmızıbiber iltihaplanmayı hafifletir, kanama varsa durdurur. Meyan kökü ülsere iyi geliyor. Hatta mideyi koruyan mukus sıvısının daha fazla salgılanmasını sağlar. Çiğnenebilen (DGL) meyan kökü tabletlerinden alabilirsiniz. 3 ay süreyle kullandığınızda faydasını göreceksiniz
.............................................................................................................

Sivilce ve lekelere son
2 çorba kaşığı bal
1 tatlı kaşığı kozmetik kil
2 damla lavanta yağı
Malzemeleri birleştirip ince bir macun haline getirin. (Gerekirse daha çok kil ilave edin.) Temiz ve nemli cilde sürün. 15 dakika sonra ılık suyla yıkayın. Cildinizdeki kahverengi lekeleri limon suyuyla ovun ve bunu sık sık yapın. Bir süre sonra lekelerin rengi açılacaktır.

.......................................................................................................

Migren için zencefil
İlk migren belirtilerinde bir tatlı kaşığının üçte biri kadar toz zencefili, bir bardak suyla karıştırarak için. Zencefil, ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisiyle migren krizinin önüne geçecektir.

....................................................................................................

Bitkisel kese
200 gr yulaf
75 gr badem
2 çorba kaşığı kuru lavanta
1 çorba kaşığı kuru nane
1 çorba kaşığı kuru karakafes yaprağı
60 gr kozmetik kil
Yulaf, badem ve kuru bitkileri ayrı ayrı robotta öğütün, sonra karıştırın. Kullanırken bir tatlı kaşığı karışıma yeterince ılık su ilave ederek macun kıvamına getirin. Yüzünüze bu karışımla masaj yapın, ılık suyla durulayın...

...................................................................................
DİĞER BAŞLIKLAR
Trans yağlara kısıtlama getirilmeli
Stresin en iyi ilacı çay
Sağlığa zarar vermeyen sigara
Prezervatif yıkanıp kullanılır mı
Kelliğin ilacı bulundu
Sigarada 'çernobil' etkisi
Alkol dertleri unutturmuyor, hatırlatıyor
Biçimli kalçalar için...
Mucize doçent kansere yenik düştü
Mineral ve vitaminler ne işe yarar
Bor varsa prostat kanseri yok
Çocuklarımız artık daha uzun
Çocuğu sağır olanlara müjde
Karanlıkta uyuyun
Tarım ilaçlarında kanser tehlikesi
Proteze ihtiyaç yok
HPV aşısını erkekler de yaptırabilir
Yaşlanmaya içerden müdahale
Doğum sonrası cinsel yaşam
Zayıflamaya ortak desteği

1 Mart 2008 Cumartesi

Sorunlar listesi...


Çetin Altan.

Beğendiğim,fikirlerine saygı duyduğum bir yazar..Bazen tepki verdiğim yazıları da olmuştur,ama bu yazısını o dönemde okuduğum zaman,epey düşünmüştüm...

Lütfen okuyun....


Şöyle tepelerden objektif olarak bakıldığında görünen o ki, 21. yüzyılın başında da Türkiye yine çalkantılı bir döneme doğru kayıyor.
Neden çalkantılı bir döneme doğru kayıyor; yanıtı açık:
Çünkü Çankaya'ya kimin tırmanacağı sorunu; 2 saatlik bir sağanakta Beykoz'da Zerzevatçı Deresi'nin taşması sonucu Mahmut Şevket Paşa köyünü suların basmasından da önemli, Bafa Gölü'nde ölü balıkların karaya vurmasından da, Türk vatandaşlarının "yaşam kalitesi" açısından, Yunanistan'ın 60 basamak altına düşmüş olmasından da...
---
Son 200 yılda Türkiye'de olup bitenleri kabaca gözden geçirdiğimizde, karşımıza ekonomik şeffaflıktan yoksun bir babalanmalar tefrikası çıkmakta ve bu tefrika bugün de sürüp gitmekte...
İçe dönük babalanmalar, dışa dönük babalanmalar...
---
Bugün yıl 2006.
Acaba durum 1806'da nasıldı?
Şöyle bir göz atalım:
1- Osmanlı tahtında, 30 yaşında padişah olmuş III. Selim bulunuyordu. III. Selim tahta çıkar çıkmaz, ülkeyi çağdaşlaştırma gayretine düşmüş ve "Nizam-ı Cedid" başlığı altında "yeni bir düzen"i gerçekleştirmeye sıvanmıştı.
---
2- 1804'te Sırplar, "bağımsızlık" ayaklanmasını başlatmışlar ve İstanbul'a baş kaldırmışlardı. Romonof Rusyası da, Sırpları destekliyordu.
---
3- Aynı tarihlerde "Rumeli Âyanı - yerelin önde gelen kişileri", "din elden gidiyor" gerekçesiyle, III. Selim'in "Yeni Düzen"ine karşı Edirne'de de bir ayaklanmayı alevlendirdiler.
---
4- 1806'da Rusya'ya karşı savaş ilan edildi.
---
5- Yine aynı tarihte İngiliz donanması Çanakkale'yi zorla geçerek İstanbul önlerine gelmiş ve kısa bir süre sonra da çekilip gitmişti.
---
6- 1807'de, Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ile Şeyhülislam Şerifzade Ataullah Efendi'nin "kafirleşme"ye karşı sürekli kışkırttığı çevreler; Boğaz'daki askeri birliklerin neferlerini de eyleme geçirdiler ve Kabakçı Mustafa adında bir çavuşun önderliğinde, -III. Selim'in "yeni düzen"i uygulamaktan vazgeçmesine karşın- yine de padişahı tahttan indirdiler.
---
O yıllarda da köylerin ne yolları, ne okulları vardı. Yağmurlarda ırmaklar taşıyor, her yeri sular basıyor; yangınlarda mahalleler kül oluyordu.
---
Şimdi bir de, 1906'ya bir göz atalım:
1- Osmanlı tahtında, 1876'da 34 yaşında padişah olmuş II. Abdülhamit oturuyordu. Ali Suavi'nin girişimi de dahil, padişahı devirme eylemleriyle siyasal çalkantılar büyüdükçe büyüyordu.
---
2- 1905'de padişaha karşı, cuma selamlığında bombalı bir suikast düzenlenmiş, başarıya ulaşamamıştı. Bosna ve Hersek, Avusturya-Macaristan imparatorluğunun egemenliğine kaymıştı. Bulgaristan'da ayaklanmalar sürüyordu.
---
3- 1889'da gizlice kurulmuş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Alman İmparatoru II. Wilhem'in desteğiyle de, iyice güçlenmiş ve II. Abdülhamit, 2'nci kez parlamenter bir düzeni yürürlüğe koymak zorunda kalmıştı.
---
4- 1908'de Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmişti.
---
5- 1909'da, ünlü "31 Mart Vakası"... İttihatçılara karşı, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin sözcüsü -Derviş Vahdeti'nin gazetesi- "Volkan"ın, sert muhalefeti ile başlayan ve neferleri de etkileyen kanlı bir ayaklanma... İttihatçıların asıl merkezi olan Selanik'teki 3. Ordu'nun İstanbul'a gelerek ayaklanmaları bastırması; sıkıyönetimin ilanı; idam cezaları ve II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi.
---
Yüz yıl önce de kul yığınlarının "yaşam kalitesi" düşük mü düşüktü. Köyler, kasabalar, kadınlar, çocuklar pesperişan, çaresiz ve yoksuldular.
İktidar kavgaları; ne ekonomik bir şeffaflıkla ilgiliydi, ne de adam başına düşen ulusal gelir birimiyle...
---
Yıl 2006... İçeride "laiklik" ve "irtica" tartışmalarıyla kutuplaşmalar süre dursun; Ermeni sorunu, Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Ege sorunu, hızla küreselleşen 21'inci yüzyıl dünyasının çeşitli bölgelerinden sık sık tırnaklarını uzatıp durmada...
Bir yanda babalanmalar tefrikası, bir yanda yazı ve düşünce adamlarının mahkemelerde sürünüp durması... arkadaşlar...
Vatandaşların "yaşam kalitesi" açısından, 175 ülke arasında 95'inci sıradayız.
Unutmayalım "önce vatan
"
Çetin Altan tarafından yazılan bu makale, 12 Ekim 2006 Perşembe günü yayınlanan Milliyet Gazetesindeki köşe yazısıdır.

?????????????????????????????


İnsanları erdemle ve ahlâk kurallarıyla yönetirseniz, o zaman hem utanma duygusuna sahip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya calışacaklardır ..
Confucius