31 Ekim 2008 Cuma

Çocuklarımız,en büyük hazinelerimiz!


Adam 3 yaşındaki kızını,çok pahalı bir hediye kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız altın yaldızlı kağıdı,bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı.

Bayram sabahı küçük kızı paketi uzatıp

-"Bu senin babacığım" dediğinde üzüldü.Acaba gereğinden fazlamı tepki göstermişti kızına?Bir gece önce yaptığından utandı.Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu...Kızına gene bağırdı;

-"Birisine bir hediye verdiğinde kutunun içinde bir şey olması lazım.Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım ? "

Küçük kız gözünde yaşlarla babasına baktı.

- "O kutu boş değil ki baba!" dedi. İçini öpücüklerimle doldurmuştum..."

Adam öyle fena oldu ki.Koştu kızına sarıldı. Beraberce ağladılar.Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının baş ucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa,morali bozulsa,kendini kötü hisetse,kutuya koşar,minik kızının hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı...

Aslında bütün anne-babalar çocukları böyle bir altın kutuyu, hiçbir karşılık beklemeden sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir.Hiç kimsenin bundan daha değerli bir armağana sahip olabilmesi mümkün değildir herhalde...!

.............................................................................................


74 değil de 76 yaşındaki "ÜZMEZ" amcaya (!)gönderiyorum bu hikayeyi !...
Hani,
" Efendim tekrar ediyorum. Ben sağırım ama siz benden de sağırsınız. Ben diyorum ki bizim inançlarımıza göre akılbali olan regl olan bir kız artık reşittir. İnancımıza göre böyledir. Biz Türkiye Cumhuriyeti'ndeyiz. Eğer demokrasiyse bu benim inanmadığım demokrasiyse demokrasi bu değil. Bu birtakım azınlığın çoğunluğa tahakkümü oluyor. Olamaz bu"
Diyen tecavüzcü PİSLİK!

30 Ekim 2008 Perşembe

Ayşem ve Işıl




Yeni bir oluşum başlatmışlar.....


Detaylar BURADA.


Kızım da kurs alıp bu resimlerin arasında yer aldı.


Daha büyük görüntüler BURADA.

Yolunuz açık olsun......

29 Ekim 2008 Çarşamba

Cumhuriyetimizin 85.yılı HEPİMİZE Kutlu olsun! Nice 85 yıllara.....


Lütfen resmin üstüne tıklayın....
.................................................................................
Tekrar merhaba!
Kavuşmak çok güzel....
Buradan ,protesto ve blogların açılması için aşağıdaki adrese,imza kampanyasına katıldım...
İlgilenirseniz tıklayın .

Bu konuda Gulteinen'in yazısı çok hoşuma gitti.Okumalısınız....

Bir de BİYO var ki,damardan girmiş...


21 Ekim 2008 Salı

Öneri---İkaz--- Yaratıcılık

Leyla'nın Mailleri

ÖNERİ

Eğer bir gün ATM makinelerinden bir soyguncu tarafından para çekmeye zorlanırsanız,PIN kodunuzu ters girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321.. gibi).Makine parayı veriyor ancak bu arada polis de çağırıyor:))Bu konuyu çok nadir kişinin bildiğini tahmin ettiğimiz için,
mümkün olduğunca çok kişiye bildirelim lütfen ...

Ali ŞAHİN
Em.Eğitim Müfettişi
ANKARA
.........................................................................................................................
İKAZ

1 KASIM 2008 GÜNÜ SABİT TELEFONLARI SUSTURUYORUZ.

BU DEMOKRATİK HAKKIMIZI KULLANARAK BİZİ SOYANLARA EN AZINDAN BİR GÜN BİLE OLSA DUR DİYORUZ.
BU POSTAYI BÜTÜN TANDIKLARIMIZA GÖNDERELİM
UNUTMAMAMIZ İÇİN TEKRAR BİLE GÖNDEREBİLİRİZ.
TÜKETİCİ KORUMA DERNEKLERİNİN ÖNCÜLÜĞÜNDE 1 KASIMDA SABİT TELEFONLARLA GÖRÜŞME YAPMIYORUZ.
BİR GÜNLÜK BU PROTESTO TELEKOMA OLDUKÇA AĞIR BİR CEZA OLACAK.
BU POSTAYI BİR BAŞKA KİŞİYE GÖNDERMENİZ SADECE 2 DAKİKANIZI ALIR.
VE BU 2 DAKİKA BİZLERE ÇOK ŞEY KAZANDIRIR.
ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER.



Bir ev telefonundan 3.90 YTL lik görüşme yapılıyor. Telefon faturasının TOPLAM tutarı 19.25 YTL oy oy oy bu ne. Bu ne biliyor musunuz? Kış uykusuna pardon kış uykusuna değil koyun uykusuna yatırıldığımızın aslında yattığımızın resmidir. Sabit ücret: 10,43 Ytl.. bu rakam her konuşsanda konuşmasan da faturana yansıtılıyor...
Kdv matrahı : 14.54 bu ne anlam taşıyor vallahi billahi bilmiyorum. Katma Değer Vergisi : 2.62 üsteki kdv ile alttaki sanki aynı biri diğerinin kısaltılmış hali. Neden ikisi de kısaltılmış olarak yazılmamış. Yada ikisi de uzun hali ile yazılmamış Özel iletişim vergisi : 2.18
------------------------------------------------- Toplam uyuma Parası : 19.25 Aslında Telekom Panikte. Çünkü vatandaş uyanıyor. Sabit telefonlar birer birer iptal ediliyor. Bu nedenle reklâmlara başlamış Telekom. Ama yılda 2 milyar dolar kâr yapıyormuş Telekom. .................. Şimdi ünlü komedyen stand-up uzmanı bu özelliğini halkı kandırmak için kullanıyor. CEM YILMAZ bu işten iyi para kazanmışa benziyor. (YENİ NUMARASI 11811) Kontrol ettik, 118 den bilinmeyen bir numaranin ögrenilmesi icin en az 60 saniye gerekiyor. Yani 8 kontor. Baska bir deyisle eski parayla dörtmilyonücyüzyirmibin TL. (4,32 YTL)Bir numara ögrenmek için Lübnanli sirkete bu kadar para ödüyorsunuz. Türk Telekom Soygunu 118 ve 133 e dikkat !.. Turkçede buna resmen soygun hatta dolandiricilik denir. Özel Türk Telekom Servisleri Servis Numarasi ve kontur fiyatlarini okuyun da milletin nasil gizlice soyuldugunu gorun . Bu numaralar 110, 112, 121, 122, 123, 124, 126, 154, 155, 156, 158' 'i ararsaniz ücretsiz 113, 153, 163, 166, 169, 174, 175, 176, 179, 180, 181' 'i ararsaniz 60 saniyede atacak bir kontur icin icin 72.000TL .. (0,072 YTL)185, 186, 187, 188, 189, 114, 117, 119, 130, 170, 171, 172, 173, 178, 182, 183, 184' 'u ararsaniz,15 saniye icin 288.000 TL. (0,288)Simdi SIKI durun !.. 118' 'i ararsaniz 8 saniyede bir atacak kontur icin tam 540,000 TL, v! e 133' ' u ararsaniz 3.6 saniyede atacak bir kontur icin 1.200.000 TL, Dikkat ederseniz bilinmeyen numaralari aradiginizda dakikalarca bekletirler. Sürekli olarak banttan ' hatlarimiz dolu bekleyin' talimati verirler. Buna resmen dolandiricilik denir.. Turkiye''de bilinmeyen numaralari sormanin bu kadar pahali oldugunu Kim biliyor? Insanlarin bilgilenmek icin kullandiklari ve dunyanin her yerinde bedava olan bu kamu yararina hatlarin fahis fiyatlarda olmasi talimatini kim verdi?.Bu yazidan sonra hala bilinmeyen numaralari aramak istiyorsaniz cebinize dikkat edin.


Siz hala 'ALO' diyebiliyor musunuz..? EKONOMIST dergisinde yayinlanan bilgilere göre Ev Telefonlarini Kapatma Zamani geldi. Türk Telekom'un konusma ücreti/dakika 81.400 TL. oldu. GSM sirketlerinde bu rakam neredeyse benzer. 99.846 TL. Evden Cebi ariyorsaniz ödeyeceginiz 407.000 TL . Oysa GSM'den evi ararsaniz dakikasi 297.521 TL. Yeni patron getirdigi 'Milli Güvenlik riski' yaninda Türk Milletini de 'APTAL' yerine koyuyor anlasilan. LUTFEN PROTESTO EDIN. BU MESAJI OLABILDIGINCE YAYARAK YENI FIYAT POLITIKASININ DA BILINMES INI SAGLAYIN...


..............................................................................................................................................
YARATICILIK































20 Ekim 2008 Pazartesi

Duyuru ve ödül...





Kendimi, kırmızı halı üzerinde yürüyen etrafına gülücükler göndererek poz veren,Oskar ödülü almış sanatçılar gibi hissediyorum...


Ne hoş şeyler yapılıyor blog dünyasında...Sürekli zincir olaylarıyla,kopuşlara izin verilmiyor...Sobeler,ortak başlık altında görüş yazıları ve son olarak,arkadaşlığın güzelliğini tescilleyen bir ödül konmuş...

BununAçıklamasını sevgili SUFİ çok güzel yapmış.

Nino, Yaşamın kıyısında ve Zerrin,bana bu ödülü verenler.Teşekkür ediyorum..


Benim sol taraftaki hanemde yazılı oln herkes benim arkadaş olrak seçtiklerim,ve giderek te artıyor...Ama listede on kişi olması gerekiyor sanırım.Ve aynı kişilerin olmaması lazımmış,kural böyleymiş nino'nun dediğine göre...


Şimdi gözlerimi kapatıyorum ve aklıma ilk gelenleri yazıyorum.Hergün uğradığım bloglar geldi gözümün önüne...Kendilerini sık sık yenileyenler.Hemen yazıyorum;


Ayşem

Erdil bey

Sufi

Aynur

Biyonik kedi (son zamanlarda biraz ihmalkar ama..)

Artemis

Gulteinen Enkelini

Hastalardan öğrendiklerim

Ufuk Mutfakta

Reality

Sevgilerimle...


Bunları biliyor muydunuz?


18 Ekim 2008 Cumartesi

Şaka gibi!

Geçen gün koşturarak durağa gidiyordum.

"TAK" diye bir ceviz düştü önüme! Yukarı baktım,ama ceviz ağacı çok uzakta.

-"Allah Allah "dedim.Ve anlam veremediğim halde yürümeye devam ettim.Yakınımda tekrar aynı sesi duyunca,biri bana şaka yapıyor sandım,ve durup etrafa bakmaya başladım...
"Kuşku,adamı öldürür" sözü doğruymuş...
(Sonradan bu görüntülerimi düşündüğümde,eğer bir kamera şakası olsaydı,eminim reyting rekoru kırardım bu şaşkın şaşkın bakmalarımla),
Kimse yok!

Ama sadece kargaların çokluğu dikkatimi çekti.Yıllar önce seyrettiğim "KUŞLAR" filmi aklıma geldi,ve birden ürktüm açıkçası...Saldırdıkları sahneye o zamanlar inanmamıştım(bal gibi inanmışsın baksana!),ama kalabalık halde görünce sırtım ürperdi birden."Saçmalama "dedim kendi kendime,ve daha hızlı yürümeye başladım...

"TAK!" "TAK!" "TAK!"
Birden döndüm!
-"Yeter artık"dedim.
Ve kalakaldım!
Kargalar ceviz atıyorlar!

-"Hadi canım!"diye bağırdım!
Alahtan çevrede kimse yoktu da duyulmadı...
Cevizleri yerden alıyorlar,havalanıyorlar ve yere atıyorlar sonra da gelip ayıklayıp yiyorlar!

İnanın durağa yakın bir yerdeydim ve kaç otobüs kaçırdığımı hatırlamıyorum bile,durdum onları seyrettim.

Şaşkınlık ve hayretler içerinde,hayranlıkla!
Bunu nasıl düşünebiliyorlar ?

Bütün gün bu olay meşgul etti beni...

Akşam çocuklara anlattım.Kızım hiç şaşırmadı...Meğer bir belgeselde izlemiş kargaları.Hatta bir görüntüyü anlatınca daha şaşırdım.

Karga yukarıdan attığı cevizi,bir iki denemede kıramayınca,ana caddede ışıkların olduğu yere geliyor ,yeşil ışık yanmadan cevizi yola atıyor,arabalar üstünden geçince kırılıyor,kırmızı ışık yanınca,yayalarla birlikte yürüyerek gidip yiyor ve uçuyor!

Ağzım açık kaldı!

Bunun üzerine ,kagalar hakkında bilgi toplamak istedim.Ve kızımın anlattığı bilgiye rastladım.

.......................................................................
Karga hakkında bilgiler BURADA...
Erdil Bey'in bu konuda bir araştırma yazısı olmuş.Tam bilgi için BURAYA...
......................................................................
Deyimler ve tekerlemeler
"Besle kargayı oysun gözünü"
"Klavuzu karga olanın,burnu ...... n kurtulmazmış."
"karga karga gak dedi
çık şu dala bak dedi
çıktım baktım o dala,
şu karga ne budala…"


"Leş kargaları"

"Karga ...u yemeden"
................................................................


Bay karga konmuş bir dala, koca bir peynir ağzında.


Tilki kokuyu almış gelmiş, bilirsiniz kurnaz olur tilkiler, kargayı nasıl tuzağa düşüreceğinin hesabını yapıvermiş.


-Günaydın sayın karga, bu ne güzellik demiş; Bu ne güzellik böyle , inanın bakmaya doyamıyorum size. Şu pırıl pırıl tüylerinize, renginize. Ne yalan söyleyeyim, bu ormanda bir güzel daha yoktur üstünüze.


Kara karga havalara girmiş, bir görseniz. Ne yapacağını şaşırmış sanki, sağa sola kıvırmış boynunu, poz vermiş fotoğraf çektirir gibi… Tilki onun havalara girdiğini görünce, daha bir coşmuş sanki. Sıradaki palavralarını söylemeye başlamış.

- Bunca güzelliğe, sesiniz nasıldır acaba diye merak ediyor insan. Acaba sesinizi duyablir miyim sayın karga ?Şuna bir gak diyeyim de ses görsün demiş; gak der demez peyniri ağzından düşürüvermiş. Tilki kapmış peyniri, yer dururmuş bir köşede, kara karga gözyaşı dökmüş peyniri için. Tilki giderken dönmüş kara kargaya son sözünü söylemiş o anda.


-Kara bayım, demiş kargaya; şu sözümü hiç unutma, kaptırdığın peynire değer:
" Her dalkavuk çıkarı için över,yüzüne güler, peynirini yer."


Karganın aklı başına gelmiş ya iş işten geçtikten sonra.

.......................................................
Karga,Nasrettin hocadan da nasibini almış...







ONUN ÜSTÜ DAHA KiRLiHoca'nın hanımı dere kenarında çamaşır yıkarken bir karga gelip sabunu kapmış. Zavallı kadın :
- Aman hoca demiş, karga sabunu kaçırıyor!
Hoca:
- Be hanım demiş, bırak götürsün. Onun üstü bizimkinden daha kirli....

.................................................................


ir. Oxford Üniversitesi laboratuvarında incelenen Betty isimli bir karga, hiçbir yönlendirme olmaksızın bir metal çubuğu bir amaca hizmet edecek şekilde bükerek bir alet haline getirmiştir. Karga derin bir kabın dibinde bulunan yiyeceğe gagasıyla erişemeyince bir metal çubuğun ucunu büküp kanca haline getirmiştir. Betty, daha önce hiç karşılaşmadığı bir malzemenin boyu ve esnekliğiyle işe yarar olduğunu anlayabilmiştir. Esnek malzemeyi tam da amaca uygun şekilde bükmeyi başarmıştır. Bilim adamları küçücük beynine rağmen Betty'nin şempanzelerden daha ileri bir zeka seviyesi ortaya koyduğunu belirtmişlerdir.
http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/2178920.stm

...........................................................


Bir kargakovarın ne olduğunu duydunuz mu?


Bunlar da dosluk resimleri.................

17 Ekim 2008 Cuma

İş yerimden manzaralar...

Üst kat büro,alt kat koroda bulunan üyelerin çalıştığı salon.
Burası benim çalıştığım büro...

Manzaram....
Bahsettiğim villalar...


Görebildiğiniz en uzak yere kadar,her yer villa,bu sadece bir bölümü...

Bahçelerdeki yeşilliklere bakar mısınız....

Dayan koca adam! -----Gelişmeler------------

Zaman daralıyor,ama henüz net bir sonuç yok,uyan bir ilik bulunamadı.Akın akın insanlar gidiyor.Süre azalıyor...İki ay denmişti...Haydi!

SEVGİLİ ANIL,DİLERİM ARANAN İLİK BİR AN ÖNCE BULUNUR.

16 Ekim 2008 Perşembe

Servis keyfi!



Tam 1 saat sürüyordu işe gidişim...

İki vasıtayla gidiş,iki vasıtayla geliş.

10 dakika evden durağa kadar olan mesafe...

Bir de indikten sonra 10-15 dakikalık yürüme sonucunda işe varıyordum...Neredeyse günde 3 saatim yollarda geçiyordu....Yağmur yağdığı gün tam perişanlık anlayacağınız...

Sonra tesadüfen öğrendim ki,durağın önünden servis kalkıyormuş...Hem de iş yerimin kapısında bırakıyor.Binanın altında temizlik şirketi olduğu için,işçilerin çoğu orada iniyor.Dernek başkanına söyler söylemez,hemen ayarladı...

Mesai saatlerim;sabah 10.00,akşam 16.00.

Ama servis saatleri;sabah 7.45,akşam18.00

Hiç önemli değil,nasılsa erken kalkıyorum,daha hızlı davranıp ,yollarda geçen zamanı rahat yolculuk yaparak geçiriyorum.Akşam da,dışarıda üşüyerek yollarda değil de, sıcak yerde,servisin gelmesini bekliyorum.Balkondan bakıyorum,servis gelince iniyorum...Eve yorgun gitmediğim için,öfleyip,püflemiyorum.Hemen ortalığı toplayıp,yemeğe girişiyorum...

Ama saat 21.00 den sonra beni ayakta tutana aşkolsun...Anında nakavt!Gözlerimi açamıyorum...

İçeride televizyon bağırıyormuş,bilgisayarın tuş sesleriymiş,kedilerin "bizi içeri alıınn" diyen miyavlama sesleriymiş,hiç duymuyorum bile....Çocukların yatma saatlerini bile duymuyorum...Ki, ışık çok rahatsız eder beni...

(yaşlılık,yaşlılık!)

Servise binenlerin çoğu,temizlik işcileri...Kimi evlerde çalışıyor,kimi temizlik şirketinde...

Ara ara onların konuşmalarını sizlere aktaracağım.Çok ilginç,ve çoğu gülünesi şeyler...

Benim bulunduğum binada olan firmanın elemanlarının tamamı erkek.Caddeleri süpürenlerden tutun,sitenin çöp arabalarının elemanlarını tamamı neredeyse aynı firmada...Sabah gelirken,çoğu sabun kokuyor,ve hepsinin ellerinde büyük poşetler oluyor.Sanırım iş kıyafetlerini eve götürüp,temizini getiriyorlar.Akşamları da sanırım terledikleri için ve yıkanamadıkları için sürdükleri kokudan,birgün bayılabilirim.Koku sıkınca ter kokuları gidiyor sanıyorlar herhalde...

Aslında hepsinin ellerini yüzünü yıkayıp geldikleri belli...Ama kokuyu sürmekle ne anlıyorlar bilmem...Abartmıyorum,kolanyadan tutun,gülsuyu,hacı yağı ve ucuz(ağır çiçek kokuları olur ya,onlardan) parfüm kokuları...

Bir de şimdiye kadar servise ilk binen bayan benim sanırım,Benden on dakika sonra binenler çok fazla ama,o arada erkek şakalarını duymak zorunda kalıyorum....Kendimi belli etmek için öksürüyorum ya da dönüp bakıyorum ki beni görsünler diye.Ama beni daha önce farkedenler,birbirlerini dürtüyorlar,ve el işaretiyle beni gösteriyorlar...Yani o 10 dakikalık keyiflerine limon sıktım ben ...Streslerini ancak böyle atıyorlardı sanırım ama ,üzgünüm,yapılacak bir şey yok...

Ama yol boyunca gördüğüm yeşillikleri size anlatmam lazım...Beykoz bir cennet,yeşilin her tonunu görüyorum sabah akşam...Ormanlık bölgeden geçiyoruz ,ve inanamazsınız,dallardan sarkan meyveleri tanımaya çalışıyorum.Armutlar bile,zamanı geçmesine rağmen,yaprakları dökülmüş ağaçlardan sarkıyor...Kestane ve mantar toplayan kadınlar toplu halde,dolu poşetlerle dönüyorlar...Ot toplayanlar(madımak gibi),ormanın tüm bereketinden yararlanıyorlar...

Hele yağmurdan sonraki,yeşilin temiz görüntüsünün seyrine doyum olmuyor....Her yer sarmaşıklarla dolu,salkım salkım heryerden fışkırıyor adeta....Site içindeki,kırmızı ve iki renkli sarmaşıklardan kopardım.Evde suya koydum,köklenirse bahçeme ekeceğim.

Acar kent,çok büyük bir yer,sokaklar birbirini aynı olduğu için,adeta bir labirent gibi...Allahtan,caddeler ve sokaklar numaralandırılmış ta,kaybolma riski yok olmuş.Koca bir şehir burası...Evlerin hepsi aynı model ,beş katlı ve havuzlu...Hepsi çok güzel ve güzel bir lüks...Ama içlerinde yalnız yaşamlar görüyorum baktığımda...Bir tanesini söyliyeyim.Anne aşağıda televizyon seyrediyor,çocuğu en üst katta,camlı bölmede bakıcısıyla oynuyor!

Arabası olmayan yok(zaten böyle bir yerde araba mutlaka olmalı,yoksa acil durumlarda vasıta bulmak zor olur).Yaya gidenler,mutlaka sitede bir çalışandır.Çok güzel bir lüks buradaki yaşam,ve özenilecek modernlikte.Ama çok yalnız bir hayat,neredeyse ölü bir kent.

Yani "şekil" ve" öz" .

Ekonomik kaygıların olmadığı bir yer.Aslında lüks müdür bilmem ama bir sadelik kokusu var.

Gerçi daha yeni görüyorum buraları,belki de bilmediğim bir güzellikte komşuluk ta vardır...Ve dilerim vardır,yoksa böyle bir güzellik ancak öyle tatlanır...

Ya!inanmazsınız,yerdeki taşların arasından bile yeşillik fışkırıyor.Arabaların vızır vızır geçmesine rağmen,sanki inadına şekil şekil yeşillik....

Yani anlayacağınız ,yeni bir konu buldum buralarda...Sık sık sizinle paylaşacağım bunları...

Macera başlıyor....

14 !!!!


Kelimeler öbeklendi....
Sustum.
Hiçbirşey hatırlamıyorum....

Düşününce-Dalıyormuşum...
Dalınca-Kayboluyormuşum...
Kaybolunca-Küsüp,öfkeleniyormuşum.
Öfkelenince de sert oluyormuşum...

Ben,tuhaf bir anneymişim...
Hep benim dediğim mi olacakmış?
Tarhana içmek istemiyormuş!
Hep o öpüyormuş,ben öpmüyormuşum.Ben kızımı daha çok seviyormuşum....
"Eveett,annem beni daha çok seviyor "diyen körük bağırıyor odasından ateşe!

Bende tuhaflıklar başlıyor....
Yan bakışımı seviyormuş...(gelen fırtına hissediliyor ya!)
Herşeye "hayır!" diyormuşum...
Dudağımı yamultmamı seviyormuş..(öfke geliyor ya!)

İkaz edebiyatını duydunuz mu hiç...
Bizim evde keşfedildi!

Dikkat et!
Cevap: Hayır!
Ders çalış!
istediğim zaman!
Şuraya gidilecek!
Hayır!
Şu yapılacak
Hayır!

Yakında bir patlama duyarsanız korkmayın,bizden geliyor olacak!

Ya da,
İMDAAATTTT !!!

Annelikten istifa edeceğim yoksa!

Ah! Sırık!
O kadar uzun olmasan bilirim yapacağımı da...

Neymiş?
Artık 14 yaşındaymış!

Hayat okulu bu yaşta bitiyor galiba...

Ne olmuş?
Ben de 49'um!

"Anne ben seni çok seviyorum".

Bak şimdi!

15 Ekim 2008 Çarşamba

Yoksulluk---Tüm blogların ortak konusu---

( Bana göre bu fotoğraf, yoksulluğa yenilmeyen bir zekanın keşfinin remidir...)

YOKSULLUK!


Kadın,buna daha çok "yoksunluk "diyordu...

Kocasını bıraktığı gün ikinci bir hayatın içinde mutluluk denizinde buldu kendini.Yeteneklerinden kaynaklanan mesleğine dört elle sarılıp,çocuklarına en güzel yaşamı sunuyordu...Çevresinde olan herkese el uzatıp,kimsenin ,hiçbirşeyden yoksun olmaması için elinden geleni yapıyor,tanıdığı tüm ev kadınlarına elişlerinden para kazanmasını sağlıyordu...Zincir daha da büyüyüp,tanımadığı kadınlara da iş sahası açıyordu...


Ama birden bitti! (ÇİN !)

Huzur ve mutlulukla geçen yıllarını arıyordu şimdi...


Belki donmuyordu,karın doyurmak için yardım istemiyordu ve kirada değildi...Ama borçlarını,elektrik,su ,telefon ve apartman aidatını ödeyebilmek için,
emekliliğin dışında bir gelire daha ihtiyacı vardı...
Şükredeceği olanaklar yetmiyordu.Okuyan çocukları için iş aramaya başladı.Kapıların çoğu "yaş" sınırına dayanıyordu.Bulduğu işler ise çok uzaktı ve kriz nedeniyle asgari ücretin altında fiyatlar veriliyordu.
Tükendiğini hissediyordu...
Tüm çevresinden çekilip eve kapandı...
Telefonları da kapatıp kendisiyle başbaşa kalmak istedi...

"Çaresizlik içindeyim"ve "ne yapmalıyım"ile dolu günler,öyle bir izler bırakmaya başladı ki,kadın kendini hastanede buldu..Baş edemediği rahatsızlıklar uç vermiş,kanser teşhisi konulmuştu!

"Hayır"dedi..."Ben bu değilim"..

"Bu kadar basit değil teslimiyet" diyerek acizliği kendine yakıştıramadı...

Gülümsedi...

Çocukları daha yerlerini bulmadan yenilmeyecekti...

Hastalık süresince,gülümsemeyi silmedi yüzünden...

"Kanser"sözcüğünü neredeyse "nezle "gibi lanse etti,başta acıyarak bakan gözler,şaşkınlık ve gıptayla bakmaya başladılar.Yanından gülerek ayrılıyorlardı..
Dostlarım dediği arkadaşları hep yanındaydı...Ailesinin desteğiyle,bu hastalığı atlattı..

Şimdi önüne bakıp,yeni ufuklar için gayret edecekti...

Ekranlarda gördüğü,dağıtılan yardımlarda ,birbirini ezerek bir parça yardıma ulaşmaya çalışanları gördükçe,"daha da kötüye gidecek"endişesi ,ülkesinin doğru bir politika içinde olmadığı konusundaki düşüncesini doğruluyordu."İnsanları onursuzluşturarak,ihtiyaçlar doğrultusunda,emekçiliği dilenciliğe çeviren bir çok detaylar var bu amaçlı politikada...."diyordu.

Denetim! dedi arkadaşına...

Televizyon programları bile en yüksek rantlar uğruna,reklamlı yardımlar yapmaya başladılar...

"Nasıl bir hızla çoğaldığı malum!

Deniz Feneri,nice yoksulluk haberleriyle çıktı karşımıza..."diye söyleniyordu arkadaşına...

Yaşadığı şehirden nefret ediyordu,ama ayrılamıyordu...

"Çare,çare,çare "diyordu ...Ama kendisine!
Kimse bilmeyecekti zorda olduğunu!

Birden,bu şehre farklı bakmaya başladı.

Karar verdi!

Evini kiraya vererek,daha düşük fiyatlı bir eve kiraya çıktı.Ev kendini ödüyordu.

Üniversiteyi bitiren çocuğu işe girdi.

Kendisi yaşını önemsemeyen bir kurumda işe başladı...

Şimdi tekrar mutlu...

"Karar vermek" diyordu...."El açtırmadan ,emeğimin karşılığını alabileceğim çare diledim Tanrımdan"

"Yardım isteseydim,yoksunluğumu yoksulluğa çevirecektim"dedi çocuklarına....

"Hayatın gerçek anlamıdır emekçi olmak""Alnınızdan damlayan terle ıslanmalı kazanacağınız para"der kadın."Ve bir dilim ekmeği dahi çöpe atmamayı amaç edinin.Çünkü kolay kazanılmıyor."

....................

Bunu elimizden almalarına müsade etmeyelim...Uygarlık ve medeniyet çağında,imkanı olanlar olmayanlara olanak sağlayıp iş olanakları sunmalılar...

Yakacak yardımı değil,yakacağı kazanacak iş imkanları sağlamak lazım....

Benim paramla ,bana yoksulluk kapıları açılmamalı!
İsraftan kaçınmalıyız....

Kimsenin aç kalmamasını diliyorum...

Yeni kimlikler...



Yeni kimliklerimiz böyle olacakmış...

Haberi buradan öğrendim..

14 Ekim 2008 Salı

Nail (Vahdeti) Çakırhan!



O'nu ,


ilk TRT 1'deki bir belgeseli seyrederken tanıdım,ve sayesinde aşık olduğum Akyaka'yı tanıtan bu filmi seyrettikten sonra,böyle bir insanı daha önce nasıl bilmem diye kendime çok kızmıştım.


Onca tarih dersi okuduk,birçok gazete ve dergileri karıştırdık,acaba benim mi gözümden kaçtı,yoksa ilgililerin mi bilemiyorum...


Bu tanıtım filminden sonra,hayatını adeta okuyarak yaladım yuttum diyebilirim.


Çok ama çok farklı bir değer oldu benim için...Ünü sınır dışına taşmış bir insanı daha önce nasıl tanıyamadım diye kendime çok kızdım.


Akyaka'daki Ödüllü evini gördüğümde ise orada yaşamam gerektiğini anladım...


Ve bir tanıtım filmiyle,benim hemen gidip Akyaka'yı yakından görmeme ve oraya yerleşme fikrine sahip olmamı sağlayan bu değerli insan 11 Ekim 2008 de hayata veda etmiş...




Çok üzgünüm!
64 yıllık bir aşkın sona erişi...

Nereye? Fotoğrafın dili....



Mucizeler ne biter,ne de tükenir...

Ama inancımı kaybettim....mi acaba?

Kafamın içi bin kilo!

Soruyorum;

Ülkem nereye gidiyor?

Ya ülkemin askeri nereye?

Cevap;

Ya geçmişe ,Ya geleceğe...

Ama hepsinin cevabı;

Bilinmeyene!

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

YA DA...

Çocuklarımla mutluyum.

Ailemle,arkadaşlarımla,kedilerimle,bahçemle,Kilomla(ha ha ha!) .

Bloğumda,işimde,mahallemde mutluyum.

Daha ne isteyeyim,Nereye gitmek isteyeyim ki?

(Şikayetçiyim Akdeniz,TüTü sana ihanet ediyor!)

Bu yazı Öykü atölyesinin,Fotoğrafın dili(9.Çalışma)için yazılmıştır.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Yorum yazarken dikkat!


Hakaret İçerikli Yorum Yazanlara Örnek Olsun

Edinilen bilgiye göre, türkücü Mustafa Çiçek, Çelikhan Kaymakamlığı’nın 5 ay önce Şehit Şeyho Şişman Lisesi’nde düzenlediği eğlence programında sahne aldı.

Program bir internet sitesinde haber olarak yayınlandı. Haberin yayınlandığı web sayfasının yorum köşesinde ‘gutlas’ rumuzuyla Mustafa Çiçek’i hedef olan ve hakaret içeren bir yorum yayınlandı.

Mustafa Çiçek, yorum yazısında ‘yavşak’ sözcüğüyle kendisine hakaret edildiğini, küçük düşürüldüğünü öne sürerek suç duyurusunda bulundu.

Çelikhan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı soruşturma sonunda, yorum yazısının ilçede lokanta işleten Abdurrahman Büyüktaş’ın bilgisayarından yazıldığı belirlendi ve Abdurrahman Büyüktaş hakkında ceza davası açıldı.
Sanık Abdurrahman Büyüktaş, Çelikhan Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasındaki ifadesinde, lokantasındaki bilgisayarını zaman zaman arkadaşlarının da kullandığını, yazıyı kendisinin yazmadığını, kimin yazdığını bilmediğini belirtti.

Mahkeme, Türk Dil Kurumu internet sitesinde yer alan Genel Türkçe Sözlük içerisinde araştırma yapıp ‘yavşak’ kelimesinin mecaz anlamda ‘yılışık, geveze kimse’ anlamında kullanıldığını, sözcüğün ayrıca ‘bit yavrusu’ anlamına da geldiğini belirledi.
Yargılama sonucunda, hakaret suçunu alenen işlediğine karar verilen Abdurrahman Büyüktaş’ın 3 bin 500 YTL ceza ödemesi kararlaştırıldı.Kaynak


Bilgi Buradan alınmıştır....

ADALET !



Lütfen sabırla sonuna kadar okuyun pişman olmayacaksınız....

ADALET

Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi.

Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.


Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.

Yaşlı kadın

- 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı.

Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü.

- 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu.

Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp

-'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp

- 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama

-'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi.

Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu.

Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu.

- 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi.

- 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför.

-'Nereye gidiyoruz?'

Kadın kısa bir sessizliğin sonunda

-'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu.

-'Sana 500 lira veririm.'

Adam küçümser bir gülümseme ile,

- 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.Kadın gülümsedi

-'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'

-'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'

-'Anıtkabir'e'
-'Anıtkabir'e mi?

-'Evet'

-'Tamam teyzeciğim''Yaş kaç teyzeciğim?'

-'Seksen sekiz'
-'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'

-'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'

-'Haklısın teyzecim'

Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför

-'Teyzeciğim geldik' dedi.

Dalgın görünen kadın
-'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi.

- 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı.

- 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak

-'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi

-'Hayır''

-Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'

-'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'

-'Ee o zaman'

-'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

-'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.

-'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'

-'Her ay geliyormusun?'

-'Evet'

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.

- 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım'

Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra

-'Hadi gidelim' dedi.Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.

-'Yoruldun mu Teyze' dedi.Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra

-'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.

-'Nereye gidiyoruz?'

-'Bankaya'Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

-'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'

-'Sor bakalım evladım'
-'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'

-'Uzun hikaye evladım'

-'Olsun be teyze anlat ne olur'

-'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine

-'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana.

- Hemşire dedim. O da

-'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben
'kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı,

-'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'

-'Sen ne dedin peki?'

-'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'

-'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'

-'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'

-'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'

-'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'

-'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'

-'Evet'
-'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'

-'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'

-'Osman teyzeciğim'

-'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'

-'Tamam teyzeciğim' Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğinifark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü.

- 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

-'Hoş geldin Hakim Teyze'

- 'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'

- 'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'

- 'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'

-'Nereye gidiyoruz?'

- 'Seyranbağlarına'

- 'Tabii'

-'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'

- 'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'

- 'Ne iş yapardı amca?'

- 'Subaydı.'

-'Ne zaman vefat etti?'

- '1952′de'

- 'Çok olmuş.Gençmiş'

-'Kore savaşında şehit oldu.'

-'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'

- ' Sağol'

-'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'

- 'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'

-'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'

- 'Yok bekle burada'

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktangörünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi.

-'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü. Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibarbir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın

- 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle

-'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi. Araba hareket etti.

- 'Nereye Hakim Teyze?'

-'Hemen iki sokak öteye' Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.

-'Bekle beni'

-'Tabii Hakim Teyze' Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çokyaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıpöpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

-'İyi misin Hakim Teyze'

-'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'

-'Nereye gidiyoruz?'

-'Cebeci Asri Mezarlığına'

-'Tamam''Teyze nerelisin sen?'

-'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'

-'Sonra ne oldu?'

-'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'

-'Çocuğunuz var mı?'

-'Bir kızım bir oğlum vardı.'

-'Neredeler şimdi?''

-Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'

-'Ne güzel'

-'1978′de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.'

-'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'

-'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'

-'Amin. Ya kızın?'

-'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.'

-'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma',

-'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'

-'Geldik Teyze''

-Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'

-'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'

-'Yok beni alacaklar buradan'

-'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'

-'Çocukların var mı?'

-'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

-'Adları nedir?'

-'Kemal ve Ayşe'

-'Oğlumun adı da Kemaldi.'

Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

-'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.

Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.


Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.

'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi.

YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında

-'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığıydı.

11 Ekim 2008 Cumartesi

İtiraflarla gülümseyelim...




Zorunlu öğrenim
Başarılı olmayı, deli gibi çalışmayı, para kazanmayı ve hatta uyumlu biri olmayı öğrendim, gelin görün ki 28 yıldır annemin neye sevinip neye sinirleneceğini öğrenemedim...

Baba cezası
"Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduğum yeğenim, polis olup babasını tutuklayacağını söylüyor. Annesini devamlı gizli gizli sıkıştırıp öptüğü için.


Taşınır mı?
Katıldığım ya da gördüğüm cenaze törenlerinde yaşanan hüznü hissetmek yerine; "Taşınan tabuttaki ben olsam kaç kişi kaldırabilirdi? Bu kadar insan beni taşıyabilir miydi?" düşüncesi aklımdan çıkmıyor. Acilen kilo vermeliyim...


Pasaklı
Üç gün boyunca giydiğim, bir zamanlar kar beyazı olan gömleğime annemin yorumu; "Oğlum siyahları yıkıyorum bunu da atayım mı?" oldu. Sanırım yarın yeni bir gömlek giymeliyim.


Kutsal sipariş
Dua ederken oldukça fakir olan komşumuzun küçük kızının dikkatle kendisini izlediğini görünce sesini yükselterek annemin "Allah'ım sen Asiye'lere ekmek ver, süt ver, bal ver..." demesi üzerine komşu kızından duyduklarım hala düşünceyle karışık gülümsetir beni. "Söyle de yoğurt da versin!"



Sigaranın faydaları
Hayır sevgili kayınvalideciğim, senin sigara içmene karışmamamın sebebi senin sandığın gibi efendi ve anlayışlı olmam değil. Sadece sigaranın zararları konusunda bilim adamlarına çok güveniyorum. Sen yeter ki iç. Çok, çok iç. Benim için hiç sorun değil.


Kış uykusu
Gecenin bir vakti kız arkadaşımı aradım, tam 3 saat boyunca aradım, aradım. Uyuduğunu bildiğim kız arkadaşım en sonunda telefona cevap verdi. “Kış uykusundaki ayıyı arasam cevaplardı, o kadar aramaya!” dedim. “Dişi bir ayı bul o zaman!” dedi. Sustum, susturuldum.



Mutluluk
Bundan 11 yıl önceydi. Osteosarkom, yani eklemlerde görülen bir çeşit kanser olduğumu öğrendim. O yıllarda okuduğum askeri okuldan atılmama, evleneceğimi düşündüğüm kız arkadaşımın beni terk etmesine, hatta tedavi gördüğüm hastanede "hala yaşayanlar" listesinde adımı görmemle birlikte; kendisi kadar büyük yıkımlara sebep olan hastalığımı yendim. Ama hayatımda yaşadığım en kötü anılara sahip olduğum yıllar olduğunu düşünen herkesin aksine itiraf ediyorum; yaşadığım en güzel yıllardı. Çünkü hiç anlaşamayan hatta dört ay öncesine, yani ikinci ameliyatıma kadar boşanmayı düşünen ve sürekli kavga eden anne ve babamın bana destek olma amacıyla hiç kavga etmediklerini gördüğüm ve en mutlu günleri olduğuna inandığım günlerdi. Ben kanserdim ama onlar mutluydu. Ben de bu mutluluğu tekrar görebilmek için tekrar hasta olmayı istediğimi düşünürken buluyorum bazen kendimi ve içim acıyor.


Küs
Ablamın doğumdan sonra aldığı kilolarına şaşırıp, "Abla, bu doğurmuş halin mi?" diye sordum, küstü.


Zamanı geldi
Yolda yürürken gördüğüm "Evrensel Bilimler" tabelasını "evlenebilirler" diye okuduğum zaman, artık babama karşı çıkma zamanının geldiğini anladım




Demokrasi
3. sınıf okutuyorum. İlk hafta sınıf başkanı seçimi yapacağız. Bir gün önceden duyurumu yapıyorum. Seçim günü adayları tahtaya davet ediyorum. 24 mevcudun 22'si tahtada. Oy birliğiyle kurayla 5 kişi belirlemeye karar veriyoruz. Öğrencilerin adını kağıtlara yazıp kutuya atıyorum. Onların önünde kutudan 5 kağıt çekiyorum. 5 aday için oy kullanılıyor. En çok oy alan Emine başkan seçiliyor. Ya da onlar öyle zannediyor. Bilmiyorlar ki öğretmen, aday olmasını istediği 5 kişinin adını yazdı bütün kağıtlara... İşte Eminecik, senin başkanlık öykün de bu. Güzel yurdumda daha ne başkanlık öyküleri vardır kimbilir...



Seni seviyorum
Annemden, babamdan ve kardeşlerimden duyamadım. Evlendim, kocam da bir türlü içten söylemedi. Ama kızıma öğrettiğim ilk cümle oldu; "Seni seviyorum" Şimdi boynuma atılıp "Anneciğim seni çok seviyorum!" diyor ya, dünyanın en mutlu insanı oluyorum.


Anneler hep bilirler

Annem hep; 'Atlet giy, ileride pişman olursun.' derdi. Akciğer röntgeni çektirmeye gittiğimde; 'Sutyenini çıkar, atlet kalsın.' denildiğinde o pişmanlığı gerçekten yaşadım.



Harçlık
Annem, erkek kardeşimin bayram harçlıklarını biriktirip 100 dolar yapmıştı. Bir ihtiyacımız için kardeşimden 100 dolarını borç olarak aldı. Yıllar geçti, annem kardeşime araba aldı, ama hala kardeşim annemin o ödemediği 100 dolarına kafayı takmış durumda. Demek ki bir çocuğun en kıymetli parası bayram harçlıkları.


http://www.itiraf.com/ 'da daha neler var,okumalısınız....

Atatürk hakkında bilinmeyenler...


Yazıyı okuyamıyorsanız,resmin üstüne tıklayın...






10 Ekim 2008 Cuma

BUNLAR okunmalı....


BUNU okumalısınız...




BUNU da...


Hele BUNU mutlaka seyredin!


Hareketlenmek için BU Harika!


BU biraz hüzünlü....


Makarnayı BU şekilde düşündünüz mü hiç?


Çocuklarımız BUNU mutlaka okumalılar! Aslında herkes....


Her yazısı bir belgesel olan bloğun BU yazısı içler acısı...


Çok şey öğrendiğim bloğun BU yazısından ders alınmalı!


Yıllar önce okuduğum BU yazıyı,yeniden bulmak güzeldi...


Son zamanlarda yaşadığımız üzüntü BU yazıda tam anlatılmış....
BU da,sağlıkla ilgili skandal!
BU, güldürür!

Ben de gemideyim....


"Ah o gemide ben de olsaydım" diyorsanız TIKLAYINIZ!
Bilgiyi ,buradan aldım

Aldatmak------Kelime oyunları------



Bana göre,

Aldatmak,enfeksiyon kapmaktır...

Bulaştıran ve bulaşan arasındaki tedavi beni ilgilendirmez!

Ben aşılıyım!

:-))

.....................................................................................

Dünya çapında kadın erkek ilişkilerini inceleyen bilim adamları tüm ülke kadınlarına soruyorlarmış.

Eşiniz sizi aldatırsa ne yaparsınız?

İngiliz kadın “Bana bu acıyı yaşatan kocamı öldürürüm.”
Alman kadın “Kocamın aklını çelen o şıllığı öldürürüm.”
İtalyan kadın “İkisinin de gözünün yaşına bakmam öldürürüm.”
İranlı kadın “Bu acıya dayanamam kendimi öldürürüm.”
Yunan kadın “Bu aşk üçgenine son veririm. Önce kocamı, sonra kadını en son kendimi öldürürüm.”
Amerikalı kadın “Bende aralarına katılırım ahengi bozanı öldürürüm.”
Türk kadınBenim kocam yapmaz!!”


Bu yazı,Öykü atölyesinin,kelime oyunlarının,Aldatma başlığı için yazılmıştır.

9 Ekim 2008 Perşembe

Hastaneler tek numara!

Tüm Hastaneler Tek Telefon
444 0 911
TANIDIĞINIZ HERKESE GÖNDERMEYE ÇALIŞIN...
TÜM HASTANELER TEK TELEFON == 444 0 911
Tüm hastaneler Türkiye'nin her yerinden ulaşılabilen tek bir no.da birleştiler.
Cep telefonunuzdan ararsanız bulunduğunuz ilin alan kodu ile aramanız gerekiyor.
Mesela İstanbul' da 0212 444 0 911 veya
0216 444 0 911Bu telefonu aradığınızda en yakın Ambulans olay yerine gönderiliyor.
Kaydediniz...!!!

Teşekkürler tembelisi....

Baba Beni Okula Gönder!

Geçen hafta bir haber okumuştum. Babası liseye giden kızına, maddi yetersizliklerden dolayı artık onu okula gönderemeyeceğini söylüyor. O gün o kız çocuğu intihar ediyor.Hasan Pulur’un bugünkü Milliyet’teki yazısını okuyunca, hemen şu siteyi ziyaret ettim ve bir kız öğrencinin okuması için katkım olsun diye başvuruda bulundum. Belki içinizde yardım etmek isteyen ama yardım edecek kişi bulamayan vardır. Ayda sadece 34 YTL'ye bir kız çocuğunun okumasına katkıda bulunabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi içinwww.bababeniokulagonder.org

sevgili Mine bloğunda yayınlamış.İzniyle aldım....

ACİL !!!!